Müze etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müze etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2016 Cuma

Almanak 2016

Tıklanma rekorları (!) kıran 2015 yayınımın ardından gelen yoğun baskılara dayanamayarak 2016'nın seceresini döktüğüm bu almanağı siz değerli okurlarımla paylaşmaktan mutluluk duyarım!

Cihan bu yıl hangi filmleri izledi, hangi tiyatrolara gitti, üstüne su sıçratan hangi belediye otobüsü şoförüne hangi okkalı küfürleri savurdu? Hepsi ve daha fazlası bu almanakta!

Ocak:
[Sergi] Istanbul Modern
[Kutlama] Sevdiceğimin yaş günü. :)
[Tiyatro] Kısasa Kısas [Şehir Tiyatroları)
[Sinema] The Hateful Eight
[Sinema] The Revenant (Diriliş)

Şubat: 
[Festival][Sinema] IF Istanbul 2016 kapsamında Serçeler (Drestir) ve Yeniden Başla! (Demolition) adlı filmleri izledim.
[Gezi] Sapanca-Maşukiye-Kartepe
[Müze] Deniz Müzesi
[Tiyatro] Ferhangi Şeyler (Ortaoyuncular)

Mart:
[Sinema] Batman vs. Superman
[Konser] The Dears @ Salon IKSV

Nisan: 
[Konser] Ane Brun @ Salon IKSV
[Festival] [Sinema] Uluslararası Istanbul Film Festivali kapsamında Florida, Apartman Hikayeleri, Hitchcock / Truffaut, Ben Belfast'ım, Aziz Jan, Bir Kadın Bir Erkek, Şehrin Şarkısı ve Brooklyn adlı filmleri izledim.
[Müze] Milli Saraylar Resim Müzesi
[Kutlama] Kısmet 1 yaşına bastı! :)

Mayıs:
[Festival] [Tiyatro] Istanbul Tiyatro Festivali kapsamında Aslan Asker Şvayk'ı izledim.
[Gezi] Poyrazköy'de fotograf turu.

Haziran:
[Konser] Sigur Ros @ Zorlu Psm
[Sinema] Belgica
[Sinema] Me Before You
[Gezi] Anadolu Kavağı'nda fotograf turu.
[Kutlama] Kedim Kısmet ile bir yılı devirmemiz. :)

Temmuz:
[Sinema] The BFG
[Sinema] Remember
[Sinema] Jason Bourne
[Sinema] Our Kind Of Traitor
[Gezi] Emirgan'da piknik.

Ağustos:
[Sinema] Cafe Society
[Gezi] Kuzguncuk'ta fotograf turu.
[Kutlama] Hayatımın en güzel doğum günü kutlaması. :)
[Kutlama] Sevdicekle birinci yılımız. :)

Eylül:
[Gezi] Büyükada'da fotograf turu.
[Müze] Koç Müzesi
[Sinema] Kalandar Soğuğu
[Sinema] Magnificent Seven
[Sinema] Sully

Ekim:
[Tiyatro] Torun Istiyorum (Moda Sahnesi)
[Sinema] Tschick - Goodbye Berlin
[Gezi] Burgazada'da fotograf turu.
[Gezi] Geleneksel Ağva gezimiz. :)
[Sinema] Little Men
[Festival] [Sinema] Filmekimi 2016 kapsamında I, Daniel Blake, American Pastoral, Swiss Army Man, Frantz ve Three Generations adlı filmleri izledik.
[Festival] Istanbul Kahve Festivali
[Tiyatro] Profesyonel (Devlet Tiyatroları)
[Sinema] Miss Peregrine'in Tuhaf Çocukları
[Sinema] Inferno
[Sergi] Foto Istanbul - Dur ve Bak!
[Sinema] Jack Reacher - Never Go Back

Kasım:
[Sinema] Julieta
[Sinema] Arrival
[Tiyatro] Ivan Ivanoviç Var Mıydı Yok Muydu? (tiyatroadam)
[Tiyatro] Aldatma (Şehir Tiyatroları)
[Sinema] Albüm

Aralık:
[Tiyatro] Erkek Parkı (Devlet Tiyatroları)
[Konser] Emiliana Torrini @ Salon IKSV
[Sinema] Allied
[Sinema] Rogue One: A Star Wars Story
[Tiyatro] Hayal-i Temsil (Şehir Tiyatroları)

14 Ekim 2016 Cuma

Geç Kalan Eylül Yazısı

Eylül ayına dair blog yazısını Ekim'in ortasında yazmak tembelliğim hakkında yeterli fikir veriyordur sanırım. Yazmaya elim hiç gitmedi nedense; birtakım moral bozuklukları ve sıkıntılarla uğraşırken geç ve güç oldu ama hiç olmamasından iyidir diyerek kişisel tarihimin geçmiş Eylül ayından kısa kısa bahsedeyim.

Sevdicekle yeniden Büyükada'ya gittik, bayram tatili ve vapur yolculuğu da işin bahanesi oldu. Ada vapuru ile yolculuk yapmak çok zevkli şey; şehirden git gide uzaklaşırken deniz kokusunu içinize çeke çeke denizi seyretmek, arada tıkınmak ve fotograflar çekmek derken basit bir yolculuk başlı başına eğlenceye dönüşüyor. 

Ada yine kalabalıktı ancak uzun bayram tatilinde insanların ilk tercihleri olmadığı da açıktı. Hava da rüzgarlı ve yağmurlu olunca biraz daha rahat dolanma imkanı bulduk.

Bayram Yemeği :) (foto: @banuhdrlar)

Bayram yemeğimizi Façyo Restaurant'ta yedik. Sahil boyunca birbirinin kopyası gibi duran sıra sıra dizili birçok restoran mevcuttu, şansımızı burada denedik. Yemekleri ve servisi beğendik biz, garsonları da nazikti. Bir de şu hizmetten bağımsız aldıkları 10% garsoniye ücreti olmasa 10/10'luk yerdi.

Sıra kahve içmeye gelince devreye sevdicek girdi ve bir süredir gidilecek yerler listesinde yer alan Dut'a gittik. Küçücük şirin bir kafe, yeni açmışlar ama seveni şimdiden çok. Uzun zamandır içtiğim en lezzetli Türk kahvesiydi, tadı hala damağımda desem abartı olmaz. Yanında tattığımız kavanozda Tiramisu da harikuladeydi. Umarım işleri bol olur.
Kısa kahve molası sonrası Ada'da yeme-içme turumuzu noktalamış bulunduk.

Yer karolarıyla kahve fotosu olur da dondurma fotosu olmaz mı?

Eylül'ün son haftasında, sevdicekle neredeyse bir yıldır planlayıp da bir türlü hayata geçiremediğimiz Koç Müzesi turumuzu nihayet gerçekleştirdik! :)



Müze dediğime bakmayın; köy büyüklüğünde, açık ve kapalı çok geniş alanları bulunan, bu alanlarda birçok türden kara, deniz ve hava aracı bulunduran, bütün salonlarının her köşesi buram buram koleksiyonerlik ve özen kokan bir yerdi bana göre. Tek kelimeyle bayıldım, hatta hayatımda gezdiğim en güzel üç müze arasına rahatlıkla alabilirim burayı.
Bir günde tamamını gezmek istiyorsanız mutlaka açılış saatinde gitmelisiniz, öyle 1-2 saatte bitirilecek yer değilmiş. Ödeyeceğiniz giriş ücretini sonuna kadar hakeden, tam bir masal diyarı burası. :)

Sinema konusunda pek de şikayet edemeyeceğim bir ay oldu benim için.
Her ne kadar sinema salonlarının anlam veremediğim Türkçe dublajlı film tercihleri istediğim filmleri izlememe engel de olsa neyse ki Başka Sinema var.
Eylül'de Başka Sinema kapsamında "Kalandar Soğuğu" adlı yerli filmi izledim. Muhteşem bir filmdi, hakettiği ilgiyi görmediğini düşünüyorum.

Bu ay izlediğim bir diğer film de "Muhteşem Yedili" oldu. Western filmlerinin modernlerini de, modern uyarlamalarını da çok seviyorum, bu açıdan benim için tam bir göz banyosu oldu bu film, senaryosu klişe de olsa oldukça eğlenceli bulduğumu söyleyebilirim.

Eylül'de izlediğim son film "Sully" oldu. Gerçek bir olayın senaryolaştırılmış hali olan film Tom Hanks'in karakteri yaşaması sayesinde az daha Oscar adayı filme dönüşecekmiş. Yönetmen koltuğundaki Clint Eastwood bıkmadan Amerikan kahramanlık öyküleri çekiyor efendim durduramıyoruz.

Aslında bu film yerine "Suikast" adlı filmi izleyecektim ancak bütün bir ay boyunca kader filmi izlememem için elinden geleni yaptı, ben de sonunda pes ettim. Nasıl mı?


Efendim, ay başında vizyona giren film için fellik fellik altyazılı gösterim aradım ancak bir türlü bulamadım. Tam pes etmişken beyazperde.com'da yakınımdaki küçük bir sinemada altyazılı gösterildiği bilgisini gördüm, sevinçle sinemaya gittim ki ne göreyim; dublajlıymış. Dublaja bile razı olmuştum ki salonda 5 kişiden az olursa seansın iptal olacağını söylediler, gözyaşları içinde orayı terkettim. :p

Birkaç gün sonra başka bir sinemada altyazılı olduğunu görerek son bir umut sinemanın kapısına dayandım, gerçekten de altyazılıydı. Biletimi muzaffer bir komutan edasıyla alarak salondaki yerimi aldım ve filmi beklemeye koyuldum. Ancak bir terslik vardı, filmin başlamasına beş dakikadan az bir süre kalmış olmasına rağmen perdede reklam dahi yoktu! Çok geçmeden sinema görevlisi filmin altyazısında bir problem olduğunu, çözülür çözülmez reklamsız başlayacağını söyleyip gitti. Gergin bekleyiş devam ediyordu. Dakikalar geçtikçe salondaki az sayıda izleklerden homurtular yükseliyor, ancak bu hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Nitekim birkaç dakika sonra zalim görevli çıkageldi ve filmi gösteremeyeceklerini, dilersek para iadesi veya başka bir seansa bilet verebileceklerini söyledi. Artık tamamen pes etmiştim. Suikast adlı bu melun film, tüm çabalarıma adeta suikast düzenleyip başarılı olmuştu.
Acımı kalbime gömüp teselliyi Tom Hanks'in kahramanlık hikayesinde aramak üzere yandaki salondaki yerimi aldım. Neyse ki film güzeldi. :(

Böyleyken böyle işte, Ekim ayı daha ortasına henüz gelmemize rağmen doludizgin gidiyor, umarım bu aya yakışan bir yazı yazabilirim, sevgiler. :)

24 Mayıs 2016 Salı

Olan Biten

Son yazımı yayınladığım 19 Nisan'dan bu yana nasıl bir kafayı toparlayamamaysa artık, üstünden bir ay geçtikten sonra bu yazıyı ancak yazabiliyorum.

En son, yeni sahip olduğum 135mm'lik lensi deneyeceğimi yazmıştım; denedim. Bol bol denedim hem de. Keskinliği ve bokehleri beklentilerimi fazlasıyla aştı. Sevdicekle fotograf gezilerine çıkarken yanımdan ayıramadım.


Tam bu lensle fotograf çekmenin keyfine varmışken çok sürpriz bir biçimde Canon'un 50mm f/1.4 SSC lensine elimdeki 50mm'yi üstüne cüzi bir miktarla takaslayarak sahip oldum. Bu aralar gözdem oldu desem yeridir. Düşük ışık ve yakın çekim rahatlığı, 135mm lensimden dahi keskin fotograflarıyla hastasıyım.


Açıkçası 50mm ve diğer dar açılı lensler eski Zenit deneyimimden bu yana bende önyargı oluşturmuşlardı. Yakalamak istediğin kare için yerini değiştirmek zorunda olmak, yaklaşamamak, detayları yakalayamamak gibi nedenlerden ötürü ilk fırsatta bir 28-70mm lens almıştım. Ancak zamanla prime lenslerin keskinliği ve özellikle portre çekimlerini zevkli hale getirmeleri fikrimi değiştirmeme sebep oldu. Ayrıca yakın zamanda okuduğum bir fotografçılık kitabının da hakkını vermem gerek; hem ufkumu açtı, hem de doğru bildiğim yanlışlardan kemikleşmeden dönmemi sağladı.


Kitap, hem tanınmış fotografçılardan küçük ipuçlarıyla, hem de ünlü fotograflarda kullanılmış tekniklerden bahsetmesiyle amatör fotografçılığa gönül verenler için ideal bir başlangıç rehberi. Bunun bir de portre fotografçılığı için olanı var ancak sanırım henüz Türkçe'ye çevrilmedi, raflarda göremedim.

Filmlere gelince; sevdicekle bir süredir müthiş bir fiyat performans ürünü olan Fuji Superia filmleri kullanıyoruz. Maalesef, hem film aldığımız hem de tab ettirdiğimiz fotografçımız elindeki stokların tükendiğini söyledi ve yıkıldık. Elimizde halen 14-15er adet mevcut ancak yerlerini kolay kolay doldurabileceğimizi sanmıyorum. Arayışlardayız. :( 

Mayıs başında bir anlık hevesle, hazır filmim de yeni bitmişken bir tane Kodak Ektar alayım dedim. Superia filmlerden 7-8 kat pahalı olması haliyle kendisinden beklentimizi epey yükseltti. Sonuçları çok beğendim, güneşte parlayan renkleri, bilhassa kırmızı tonları birkaç kat daha parlatan, neredeyse grensiz bir film. Ancak pahalı ve Superia'dan vazgeçmemize sebep olacak kadar müthiş değil. İleride belki yine kullanırım. 


Nisan ayında İstanbul Film Festivali çok hoştu, bir sonraki hafta Resim Müzesi'ni ziyaret edip Ayvazovski'ye hayran kaldık. Mayıs ayının başında Tiyatro Festivali kapsamında Aslan Asker Şvayk'ı izledik ve çok beğendik, elimizdeki diğer iki oyun biletini ise daha cazip planlar sonucu yaktık. :) Mayıs ayı fotograf açısından oldukça verimli geçti. Yeşilköy, Çengelköy, Kandilli, Burunbahçe, Poyrazköy semtlerinde bolca vakit geçirip hem güzel havanın tadını çıkardık hem de bolca fotograf çektik. Güzel havaları çok özlemişiz. 

İnsanın sevdiğinin aynı zamanda en iyi arkadaşı haline gelmesi çok güzel şeymiş. Hayatımda ilk kez tattım bu hissi sayesinde. On aydır tanıdığım, dokuz aydır da sırılsıklam aşık olduğum kadının hayatımda kapladığı yer büyüdükçe içimi tarifsiz bir mutluluk kaplıyor. Yol arkadaşı, sır küpü, dert ortağı, ruh ikizi; O'ndan bahsederken birbirinden ayıramayacağım tanımlar bunlar. Bu gece bu yazıyı Kanlıca'daki geleneksel haftaiçi buluşmamızın üstünden iki saat sonra yazıyorsam, tamamen bana verdiği pozitif enerjiden. Biraz bundan bahsetmek istiyorum.

Her hafta, genellikle Çarşamba günleri Eminönü'ne gidiyorum. Beni Kanlıca'ya ulaştıracak iki vapurdan biri 17:50'de, diğeri 18:40'ta kalkıyor, artık hangisine yetişirsem. Erken gitmişsem, banyo ve baskı için önceden bıraktığım filmim de varsa Sirkeci'ye uğruyorum. Fotografçıdaki tonton amcayla hoşbeş edip fotografları alıyorum. (Bana şu koca şehirde ismimle hitab eden ve beni her daim güleryüzle karşılayan tek esnaf olduğundan kendisini çok seviyorum.) Bazen aynı gün içinde daha erken gidip önce filmleri bırakıyor, 1-2 saat boyunca kah Hayyam Çarşısı'nda, kah Doğubank'ta dolanıp, esnafı boş yere meşgul ediyorum. Canım dolanmak istemezse de ya bir kafede sıcak birşeyler içiyorum, ya da Sirkeci Garı'nın içindeki banklarda oturup kafa dinliyorum. 


Vapur saati geldiğinde asıl zevkli kısım başlıyor. Hava açık kısımda oturulamayacak kadar serinse içerde cam kenarında oturup çay eşliğinde yanımdaki KAFA dergisini okuyorum. KAFA dergisini sadece vapurda okumak bütün bu ritüelin bir parçası. O esnada serviste dönüş yolunda olan sevdiceğe dergiden hoşuma giden bölümlerin fotograflarını çekip yolluyorum. 
Hava güzelse açık kısımda oturuyorum ve güzel fotograflar yakalamaya çalışıyorum. İlk zamanlarımda vapurun Beşiktaş-Ortaköy-Arnavutköy-Bebek tarafında otururken, şimdilerde Anadolu Yakası'na bakan tarafa konuşlanıyorum. Huzur veren bu yolculuk yaklaşık 50 dakika sürüyor, sonra vapur Kanlıca'ya yanaşıyor ve kavuşuyoruz. 

Kanlıca, Mayıs 2016

Boğaz manzarasına acıbadem kurabiyesi ve çay eşlik ediyor. Yanımda getirdiğim fotografların kritiğini yapıp birbirimize çektiğimiz fotograflardan hediye ediyor, yine yanımda taşıdığım tabletle haftasonu için plan yapmaya koyuluyoruz. Zamanla oluşturduğumuz bu rutin git gide kemikleşiyor ve hatta kimi haftalar birden fazla kez tekrarlıyor, İstanbul'un ayrı yakalarında yaşamanın yarattığı hasreti bir nebze de olsa azaltıyor.

Uykum geliyor, deniz havası fazla iyi gelmiş sanırım. :)

1 Şubat 2016 Pazartesi

Ocak Ayının Özeti

2016'nın ilk ayı hızla geride kalırken sevdicekle blogları ihmal etmeyi mazur gösterecek kadar çeşitli aktivitelere daldık. 2015'in Ocak ayında hayatımdaki önemli engellerden birini aşmış ve yılın kalanına daha iyimser bakabilmiştim. Bu yılın ilk ayındaysa zaten yanımda O vardı, dolayısıyla iyimserlik anlamında ekstra motivasyona ihtiyaç duymadım. :)

Yeni yılımızı bir günlük gecikmeyle de olsa Nevizade'deki Imroz Restoran'da kutladık. Sevdik biz burayı. Yine gideceğiz.

Hemen ertesi gün Istanbul Modern ziyareti ile yeni yılın müze ve sergi sezonunu kendimizce açmış bulunduk. Yol boyunca yaptığımız mini kartopu savaşları da cabası!

Yeni yılın ilk haftası elbette mükemmel geçecekti çünkü tarihler 6 Ocak'ı gösteriyordu ve günlerden sevdiğimin doğum günüydü. Hayatıma girdiği andan beri bana zaman içinde unuttuğum şeyleri yeniden hatırlatan, hayatımı güzelleştiren, "blogdan bloga sevda"nın diğer öznesi zatı-şahanelerinin hem yeni yılının, hem de doğum gününün kutlu olmasını, O'na hayal ettiği her şeyi getirmesini diliyorum. İyi ki doğmuş!

Doğum günü yemeğini Anadolu Hisarı'nda, birlikte ilk yemeğimizi yediğimiz için bizim için özel anlamı olan güzel bir yerde yedik. Çiçekler o akşamki masadan. ;)

Sonrasındaysa bizim için artık bir ritüel halini almaya başlayan, Kanlıca'da uzun bir çay faslına daldık, hatta çaya düştük! :)





Yılın ilk tiyatro oyununu 9 Ocak'ta Üsküdar'da izledim. Şehir Tiyatroları'nın sahnelediği Shakespeare oyunu "Kısasa Kısas"ı çok beğendiğimi söylemeliyim.
Aynı gün, hem sevdiceğimin kardeşi, hem de yakın arkadaşı ve eşi ile tanışıp güzel bir akşam yemeği yeme şansı buldum. Çok eğlendiğim bu buluşmanın daha nicelerinin gerçekleşmesini dilerim.

20 Ocak'ta, bu yazıda da bahsettiğim üzere, uzun yıllardır uzak durduğum ancak sevdicek sayesinde kayıtsız kalamayıp, yine de Lomo ile kendimi kıyısında tuttuğum analog fotografçılığa muhteşem (!) bir dönüş yaptım. Kendi dönüşüm yetmezmiş gibi buna bir de sevdiceğimi dahil ettim.


Bu ay içinde, aynı anda denk gelmeleri neredeyse imkansız olan, makina temizliği ve fiyat uygunluğu hiç beklemediğimiz bir anda, hem de iki kez karşımıza çıkınca hiç hesapta yokken birer Canon AV-1'e sahip olduk. :)

Canon Av-1, enstantane ayarını otomatik yapan, dilerseniz diyafram ayarını da otomatik yapabilen, 36 yıllık manuel bir makina. Diyafram ayarlarıyla oynarak enstantaneyi istediğiniz gibi eğip bükmenize izin vererek değişik renk tonlarında fotograflar yakalamanıza da olanak sağlıyor ayrıca. Ben fotograftaki 50mm'lik Canon lensi kullanıyorum, O ise geniş açılı 28mm'lik Tokina lensi. Yakın zamanda envanterimize bir adet 28-70mm Tokina zoom lens katılmasını da beklemekteyiz.

Fotograf çekmek ikimizin de çok keyif aldığı, üzerine çokça kafa patlattığımız, ilginç fotograflar yakalamak adına daha önce aklımıza gelmeyen yerlere gitmeyi planladığımız, birbirimize parmakla, "aa bak şurası çok güzel!" şeklinde gözcülük ettiğimiz, değişik markalarda taze ve bayat filmler ve kaliteli stüdyolar bulabilmek için Sirkeci'nin altını üstüne getirmekten imtina etmediğimiz bir uğraş. Bütün bunların sonunda, fotografları çay eşliğinde teker teker inceleyip keyfini çıkarmaya ise paha biçilemez. :) Canon AV-1, 35mm filmler, stüdyolar ve baskılarla ilgili, kısa zamanda edindiğim tecrübelerle dair bir yazıyı yakın bir zamanda yazmayı planlıyorum.



Yılın ilk filmini 23 Ocak'ta izledim. Tarantino'nun 8. filmi olan "The Hateful Eight" iki buçuk saatlik, müthiş repliklerle dolu bir hikayeydi.
Hemen ertesi gün Oscar'sız Leonardo'nun son filmi "The Revenant"ı izledim. Doğal seti ve kamera çekimleriyle aklımı alan bir filmdi diyebilirim. Senaryosunun tamamı için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim.
Burada küçük bir parantez açmak istiyorum. Siz siz olun, havalar soğuk, hatta karlıysa, iki gün üst üste karlı havalarda geçen filmlere gitmeyin. Yukarıdaki iki film bu anlamda canıma okudu diyebilirim.

Ayın son Cumartesi gününde, diğer planları iptal ederek kendimizi Büyükada'ya giden vapura attık. Istanbul'dan azıcık da olsa uzaklaşmak ve temiz hava almak ikimize de çok iyi geldi. Boynumuzda fotograf makinaları da olunca ortaya harikulade bir mini gezi çıktı. Filmler banyo ve baskıdan gelince bu geziyle ilgili bol fotograflı bir yazmayı planlıyorum.


Ocak ayı aşağı yukarı böyle geçti, umarım Şubat daha da iyi geçer. :)

27 Aralık 2015 Pazar

Almanak 2015

Cihan bu yıl hangi filmlere gitti? Hangi oyunları oynadı, hangi müzeleri gezdi? Hepsi ve daha fazlası bu mini almanakta!

Ocak - Mayıs: kayda değer bir şey yok.

Haziran: kedim Kısmet'i sahiplendim.

Temmuz: sevdiceğim B. ile tanıştım.

Ağustos:
[Sinema] Görevimiz Tehlike 5 (Mission Impossible: Rogue Nation)
[Sinema] Insanlıktan Uzakta (Far From Men)

Eylül: 
[Sinema] U.N.C.L.E.
[Müze] Beylerbeyi Sarayı
[Konser] Kalben & Angel Olsen @ Saloniksv
[Müze] Pera Müzesi -  Günümüz Imgeleri Sergisi (Images of Our Time)
[Festival] 9. Beyoğlu Sahaf Festivali

Ekim:
İşten istifa ettim.
[Konser] Soley @ Saloniksv
[Festival] [Sinema] Filmekimi 2015 kapsamında Gençlik (Youth), Bayan Amerika (Miss America), Mantıksız Adam (Irrational Man), Yeni Ahit (The Brand New Testament), Knight Of Cups, Carol ve Saul'un Oğlu (Saul fia) adlı filmleri izledim, Annem (Mia madre) ve Son Efsane adlı filmleri ise kaçırdım.
[Gezi] Ağva'ya gittim.
[Tiyatro] Ayak Takımı Arasında (Şehir Tiyatroları)
[Müzikal] The Tiger Lillies Perform "Hamlet"
[Müze] Sakıp Sabancı Müzesi - ZERO Sergisi
[Konser] Belle & Sebastian @ Volkswagen Arena
[Müze] TÜRVAK Sinema & Tiyatro Müzesi
[Sergi] Istanbul Fotograf Galerisi - Lomografik Dokunuşlar Sergisi
[Sinema] Mustang

Kasım:
[Konser] Iron & Wine @ Babylon Bomonti
[Sinema] 007: Spectre
[Sinema] Marslı (The Martian)
[Bale] Afife (Devlet Opera ve Balesi)
[Müze] Türkiye İş Bankası Müzesi
[Sinema] Ali Baba ve 7 Cüceler
[Konser] Kalben @ Levent Kanyon

Aralık:
[Festival] [Sinema] Randevu Istanbul Film Festivali kapsamında Deney (Experimenter) adlı filmi izledim.
[Sinema] Macbeth
[Müze] Pera Müzesi - This Is Not A Love Song Sergisi
[Konser] Palmiyeler & Jacco Gardner @ Saloniksv
[Sinema] Steve Jobs
[Sinema] Star Wars Episode VII: The Force Awakens
[Sinema] Sakin Batı ( Slow West)
[Tiyatro] Hizmetçiler (Bakırköy Belediye Tiyatroları)
[Sinema] The Lobster