Kısmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kısmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ekim 2018 Cumartesi

Hortlayan Blog

Yazmaya ne zaman bu kadar ara versem, tekrar yazmaya başladığımda mahcup hissediyorum kendimi. Şu moddan bir türlü kurtaramadım kendimi;



Son yazıdan bu yana yazmaya hiç mi zaman bulamadım, yoksa bulduğum zamanları neye harcadım keşke listeleyebilsem. 9 Koca ay geçmiş son yazının üstünden. Sanırım artık yöntem değiştirip, "söz daha sık yazıcam" gibi kendime vaatlerden vazgeçmem gerek, belki bu şekilde zorunluluk hissetmeden daha fazla yazar halde bulurum kendimi. 

Ocak'tan bu yana ne yaptım ne ettim kafamda pek toplayamıyorum açıkçası, şu anda yıllık iznimin ilk günündeyim, hem kafayı sıfırlama hem de gelecek yazıların başlangıcı olsun diyerekten bilgisayar başına geçmek istedim.
Neler yaptığıma gelecek olursam, çalıştım ya hu. Tabiri caizse eşek gibi çalıştım hem de. Oldukça yoğun bir dönem oldu benim için. Bir işi yaparken öğrenmek keyifli olduğu kadar yorucu da. Geride bıraktığım Ağustos itibariyle iş yerinde 1 yıl geride kaldı ama hafızamı yitirmiş olsam herhalde 2-3 yıldır çalıştığımı düşünürüm, o kadar yoğundu. Çok şey öğrendim, yediğim kazıklarla hayat tecrübesi anlamında çok şey kazandım, az biraz para da kazandım ama borca harca gitti onlar tabii ki. :D 2019'a girmeden kafamda işle ilgili birtakım planlar var, uygulayabilirsem kendimi bambaşka bir seviyede bulabileceğimi düşünüyorum. Artık zamanı geldi. Gerçekleşirse burada da paylaşırım, şimdilik kaderi dürtmeyelim. :)

Sosyal hayat bu süreçte bolca sekteye uğradı sevgili blog; sevdicekle eskiden bolca yaptığımız fotograf gezilerine ara verdik. Çok uzun zamandır fotograf çekmiyorum, bir yandan canım çok istiyor, diğer yandan artık elimde olmayan güzelim lenslerimi özlüyorum. Bir sürü filmim var, bayat filmlerim günden güne daha da bayatlayıp iyicene kıymetleniyor, hiç değilse buradan biraz teselli buluyorum.

PlayStation'ı da bıraktım gibi bir şey, elim gitmiyor artık. En son elime God of War geçti, affetmedim ve kaptım Platinum'u. Ayrıca Horizon Zero Dawn da platinlediğim oyunlarımın arasına katıldı.


Dönem dönem okuma hevesimin tavan yapmasıyla bolca okuduğum oluyor, yakın zamanda sevdicekle yaptığımız toplu kitap alışverişiyle Philip K. Dick kitaplarından bolca aldım, bir de Marcel Proust'un Kayıp Zamanın İzinde serisine başlamak istiyorum çok vakit kaybetmeden. Swann'ların Tarafı kitaplıkta okunmayı bekliyor.

Balkon bahçeciliği de iş temposu yüzünden bir hayli sekteye uğradı. Şu anda süs biberleri, kekik, gül ve karanfil kuarteti olarak yola devam ediyor bitkilerim.

Son olarak da Kısmet. 3,5 yaşında, insan taklidi yapan kedim her zamanki gibi. Yaş mamasını eksik etmiyoruz, Kısmet mutlu, biz mutlu. :)


Hafta içerisinde #filmekimi2018 başlıyor, onun tatlı heyecanı şimdiden sardı. Ekim ayları sevdicekle en sevdiğimiz ay sanırım, tiyatro, sinema, festival, bale, ne ararsan bolca oluyor. Bir sonraki yazıda bunlardan bolca bahsetme fırsatım olacağı için mutluyum.

Şimdilik benden bu kadar, yeni yazıda görüşmek üzere.

30 Aralık 2016 Cuma

Almanak 2016

Tıklanma rekorları (!) kıran 2015 yayınımın ardından gelen yoğun baskılara dayanamayarak 2016'nın seceresini döktüğüm bu almanağı siz değerli okurlarımla paylaşmaktan mutluluk duyarım!

Cihan bu yıl hangi filmleri izledi, hangi tiyatrolara gitti, üstüne su sıçratan hangi belediye otobüsü şoförüne hangi okkalı küfürleri savurdu? Hepsi ve daha fazlası bu almanakta!

Ocak:
[Sergi] Istanbul Modern
[Kutlama] Sevdiceğimin yaş günü. :)
[Tiyatro] Kısasa Kısas [Şehir Tiyatroları)
[Sinema] The Hateful Eight
[Sinema] The Revenant (Diriliş)

Şubat: 
[Festival][Sinema] IF Istanbul 2016 kapsamında Serçeler (Drestir) ve Yeniden Başla! (Demolition) adlı filmleri izledim.
[Gezi] Sapanca-Maşukiye-Kartepe
[Müze] Deniz Müzesi
[Tiyatro] Ferhangi Şeyler (Ortaoyuncular)

Mart:
[Sinema] Batman vs. Superman
[Konser] The Dears @ Salon IKSV

Nisan: 
[Konser] Ane Brun @ Salon IKSV
[Festival] [Sinema] Uluslararası Istanbul Film Festivali kapsamında Florida, Apartman Hikayeleri, Hitchcock / Truffaut, Ben Belfast'ım, Aziz Jan, Bir Kadın Bir Erkek, Şehrin Şarkısı ve Brooklyn adlı filmleri izledim.
[Müze] Milli Saraylar Resim Müzesi
[Kutlama] Kısmet 1 yaşına bastı! :)

Mayıs:
[Festival] [Tiyatro] Istanbul Tiyatro Festivali kapsamında Aslan Asker Şvayk'ı izledim.
[Gezi] Poyrazköy'de fotograf turu.

Haziran:
[Konser] Sigur Ros @ Zorlu Psm
[Sinema] Belgica
[Sinema] Me Before You
[Gezi] Anadolu Kavağı'nda fotograf turu.
[Kutlama] Kedim Kısmet ile bir yılı devirmemiz. :)

Temmuz:
[Sinema] The BFG
[Sinema] Remember
[Sinema] Jason Bourne
[Sinema] Our Kind Of Traitor
[Gezi] Emirgan'da piknik.

Ağustos:
[Sinema] Cafe Society
[Gezi] Kuzguncuk'ta fotograf turu.
[Kutlama] Hayatımın en güzel doğum günü kutlaması. :)
[Kutlama] Sevdicekle birinci yılımız. :)

Eylül:
[Gezi] Büyükada'da fotograf turu.
[Müze] Koç Müzesi
[Sinema] Kalandar Soğuğu
[Sinema] Magnificent Seven
[Sinema] Sully

Ekim:
[Tiyatro] Torun Istiyorum (Moda Sahnesi)
[Sinema] Tschick - Goodbye Berlin
[Gezi] Burgazada'da fotograf turu.
[Gezi] Geleneksel Ağva gezimiz. :)
[Sinema] Little Men
[Festival] [Sinema] Filmekimi 2016 kapsamında I, Daniel Blake, American Pastoral, Swiss Army Man, Frantz ve Three Generations adlı filmleri izledik.
[Festival] Istanbul Kahve Festivali
[Tiyatro] Profesyonel (Devlet Tiyatroları)
[Sinema] Miss Peregrine'in Tuhaf Çocukları
[Sinema] Inferno
[Sergi] Foto Istanbul - Dur ve Bak!
[Sinema] Jack Reacher - Never Go Back

Kasım:
[Sinema] Julieta
[Sinema] Arrival
[Tiyatro] Ivan Ivanoviç Var Mıydı Yok Muydu? (tiyatroadam)
[Tiyatro] Aldatma (Şehir Tiyatroları)
[Sinema] Albüm

Aralık:
[Tiyatro] Erkek Parkı (Devlet Tiyatroları)
[Konser] Emiliana Torrini @ Salon IKSV
[Sinema] Allied
[Sinema] Rogue One: A Star Wars Story
[Tiyatro] Hayal-i Temsil (Şehir Tiyatroları)

18 Ekim 2016 Salı

Bugünlük

Kanlıca´dan Boğaz manzarası.

Dün akşamdan beri olmak istediğim yere birkaç saat erken geldim, bekliyorum. Beklemenin durağanlığını biraz azaltsın diye öylesine yazmak istedim.

Güne erken başladım. Hemen hemen her sabah saat 7:30´da olduğu gibi, kedim Kısmet yatakta tur atmaya başlamış, sabah kahvaltısını almak için bendenizi uyandırmaya çalışıyor, bu uğurda yüzümü gözümü yalamaktan geri durmuyordu. Çıkardığı gurul gurul sesler yatak yaylarında rezonansa yol açacak seviyeye geliyor, adeta gece uykusunun bitimini ilan ediyordu.

Kalktım, daha yüzümü yıkamadan yaş mamasından iki kaşık vermek üzere kendisini mutfağa doğru takibe koyuldum. Bu arada, Kısmet tek kelime de olsa konuşabiliyor; gayet anlaşılır biçimde "mama" diyebiliyor. Mama diye diye mutfağa kadar getiriyor beni.

Mamasını, daha doğrusu kahvaltısını verdikten sonra kendisine sabah saatleri dahilindeki sorumluluğumu yerine getirmiş olmanın iç huzuruyla tuvalete seğirttim ve artık kendisini iyice hissettirmekte olan çişimi yaptım, önce ellerimi sonra yüzümü yıkayıp odaya geri döndüm. Soğuk su iyi gelmişti.

Üşüdüğümü hissetmiştim uyandığımda, perdemi açtığımda deli gibi esen rüzgarla cama vurmakta olan yağmuru gördüm. Çok severim böyle havaları; insanın hayatta kalma içgüdüsünü tetiklediğini düşünürüm hep. Camı aralıyorum.
Bunu dün gece sevdiceğimle telefonda konuşurken de paylamıştım hatta; oyunlarda böyle atmosferlerin insandaki, şehir hayatıyla birlikte iyiden iyiye seyrelmiş olan bu içgüdüyü yeniden canlandırdığını, gerçek hayatta aramadıkları veya ihtiyaç duymadıkları bu hissi oyunlar yoluyla deneyimlediklerinden bahsetmiştim.

Fazla oyalanmadan giyindim, ekmek & simit alma bahanesiyle kendimi dışarı, maceranın içine (!) attım. Sonra aklıma, sabah günaydın yazıp yanıt alamadığım gül yüzlü sevdiceğim geldi, aradım. Ben onu uyuyakalmış sanırken meğer O, negatif enerji deposu işyerinin girişinde kendini kötü hissedip hastaneye gitmiş, hatta tahlil için bekliyormuş. Bu, gün için yapılan planın 3-4 saat öne çekilmesi demekti.

Oyalanmadan eve döndüm, hızlıca duş alıp ardından çantamı hazırladım. Birazcık kurumayı bekleyip giyindim ve yola çıktım. Havalar soğuyunca sokakta yemek aranan hayvancıklar daha çok göze batıyor sanki; otobüs durağına kadarki 100-150 metre yolda bir sürü kedi ve köpek gördüm, dertlendim. Baktım ki bu böyle olmayacak, durağın dibindeki, Kısmet´in de mamalarını aldığım petshop´a uğrayıp, 5 liralık mama istedim, evdeki kedi formundaki lordun bundan yemediğini bilen dükkan sahibi niyetimi anlamış olacak ki bir paket de hediye etti. Mutlu oldum.

Ilk gelen otobüse atladım, Eminönü´ne doğru yola çıktım. Ayakta gittiğim yol, trafik yüzünden bir ufak ızdıraba dönüştü, son durağa varmak ödül gibi geldi desem abartmamış olurum. Sevdicekten haber beklerken hem biraz vakit geçirmek, hem de rüzgarla insanın yüzünü ısıran yağmurdan kaçmak için Sirkeci´deki Kahve Dünyası´na sığındım. Burası içerde 4 sandalyeli standı haricinde masası olmayan, al-götür konseptli bir kahve dükkanı, bu yüzden de içerde pek kalabalık olmuyor. Tam benlik. Çantamdan çıkardığım Bavul dergisini kahve eşliğinde okurken zaman su gibi akıp geçti. Aklım sevdiğimde, meraklanıyorum.


Yaklaşık yarım saat sonra yağmur nihayet dinmişti, dergimi çantama koyup yola koyuldum, istikamet Üsküdar´dı. Iskeleye vardığımda saat 11:45´ti, 11:50 vapuruna yetişmiştim. Üsküdar´a genellikle halk arasında "ütü" olarak tabir edilen, başı-kıçı farksız yeni nesil ruhsuz vapurlar sefer yapıyor, şansıma bu defa eski tip vapurlardan biri denk gelmişti.
Bozuk havalarda deniz yolculuğu yapmanın en keyifli yanı, bence bulutlara göre değişen denizin rengini seyredebilmek. Yağmur bulutlarıyla koyu maviye bezenen deniz, bulutların seyrelmesiyle maviden yeşile çalmaya başlarken Anadolu yakasına yaklaştıkça da bulutların arasından güneş belirip biraz olsun içimi ısıtıyordu.

Vapur Üsküdar´a vardı, aklıma yakınlarda bir yerde Sahaf Festivali düzenlendiği geldi ama bu yağmurda ortada sahaf falan kalmayacağı açıktı. Sonbahar aylarına Sahaf Festivali organize eden zihniyeti güzelce anıp 15 nolu Üsküdar-Beykoz otobüsüne atladım. Normalde bir an önce varabilmek için dolmuşları kullanıyorum ama bu defa tüm planım uzaktan gelecek sevdicekten alacağım habere endeksli, bu yüzden zamanı bükmek adına otobüsü tercih ediyorum.
Trafiksiz yollarda rahat bir yolculuk oluyor, camdan sahil boyunca manzarayı ve birbirinden güzel evleri izlemek hoşuma gidiyor. Yaklaşık yarım saat sonra otobüs Kanlıca´ya varıyor. Geçen yılın Ağustos ayına kadar tamamen yabancı olduğum bu yer şimdi kendi semtimmiş gibi geliyor.

Parkın etrafında bir sürü köpekle karşılaşıyorum, "nihayet mamalar bir işe yarayacak" diye sevinip iç geçiriyorum. Kedi mamalarının en güzel tarafı bunlarla köpekleri de besleyebilmek. Kedilerden bayağı fazla yiyorlar ama olsun, nasılsa mama bol. :) Beş köpeğin karnı bir öğün için olsa da doyuyor. Yerleşim alanlarında aç hayvanlar görmeyi ne kadar yadırgıyorsam, gıda işletmelerinin etrafında aç hayvanlar gördüğümde iki kat yadırgıyorum. Uzunca süre bu sektörde çalışmış biri olarak çöpe atılan yemek artıklarının tamamını geçtim yarısıyla sokakta aç hayvan kalmayacağını çok iyi biliyorum.

Sevdicek yaklaşık iki saat kadar sonra yanımda olacak, merakım özleme karışmış biçimde bekliyorum, beklerken de rengi bulutlara göre değişen denizi seyrediyorum, Profesör de bana eşlik ediyor.



22 Haziran 2016 Çarşamba

Haziran'dan Haberler

İnişli çıkışlı günleri ve aşırı sıcak havalarıyla Haziran ayı geride kalırken yazı yazacak motivasyonu ancak bulabildim. Haftada bir yazı istikrarı yakalamak istiyorum, bunun için gerekli malzeme de toplanıyor hafta içinde ancak iş oturup yazmaya gelince ders çalışmamak için yapılan anlamsız hareketler misali başka meşgaleler buluveriyorum kendime.

Kısa kısa Haziran.

Sigur Ros konserine gittik sevdiceğimle. Yılların uktesiydi doldu diyebilirim. Beklediğimden sert bir performans sergilediler. Sigur Ros'u Agaetis Byrjun albümüyle tanıyıp sevmiş bir dinleyici olarak Post-Rock'ın hakkını veren yeni şarkılarını çok beğensem de yadırgamadım değil. Zorlu Psm'de gerçekleşen konserin akustiği ve sahneye yansıtılan görselleri mükemmeldi ancak en sevdiğim ve hayran olduğum kısım reji oldu. Salondaki iki ayrı ekrana grup üyelerinin canlı görüntüleri inanılmaz efektlerle verilirken kendimi grubun klip çekiminde gibi hissettim. Hiç böyle bir çekim stili görmemiştim, gerçekten çok beğendim.

Konser çıkışında dev ekranda EURO 2016'nın ilk grup maçlarından İngiltere-Rusya maçına denk geldik. Devasa ekrandan ve amfitiyatroyu andıran merdivenlerden maç seyretmek çok eğlenceliymiş. Keşke Rusya son dakikalarda beraberlik golünü atmasaydı da sevincimiz devam etseydi. :( Sürekli maç yayını var mı bilmiyorum ama işiniz yoksa ve oralardaysanız yanınızda içeceğiniz ve atıştırmalıklarınızla eğlenceli 2 saat geçirebilirsiniz, benden söylemesi.



Şu günlerde devam etmekte olan EURO 2016'dan konu açılmışken, ben hayatımda böyle sıkıcı turnuva izlemedim. Eşek Platini sayesindeki yeni statüsü gereği en iyi grup üçüncüleri diye bir saçmalık var ve istisnasız her takım maçlardan 1 puan kurtarmak için anti-futboldan nadide örnekler sunarak top oynuyor. 80 dakika ölümüne savunma yapan takımların son 10 dakikada saman alevi gibi ataklarına muhtaç maç seyrediyoruz.
En iyi üçüncülerden bir üst turda ne olur diye sorarsanız, hiç bir şey olmaz. Slovakya, Kuzey Irlanda ve Arnavutluk gibi takımları kupa yarışına yeniden dahil etmek maç sayısını arttırmaktan öteye gitmeyecek bir işgüzarlık.

Kendi milli takımımızdan bahsetmek gerekirse, hocasının ayrı, oyuncularının ayrı döküldüğü, prim prim diye ağlaşan milyoner futbolcuların grup maçlarından ikisini sabote edip, üçüncüsü öncesinde prim konusu medyada patlak verince toplumda oluşan infialden tırsıp son maçı çok afedersiniz g.t zoruyla kazandığı bir takım. Futbola siyaset iliklerine kadar işlemiş durumda; maç sonunda spikerinden teknik direktörüne ve futbolcusuna kadar herkesin ajitasyon ve demogojisine maruz kalıyoruz. Neyse, daha fazlası ekşi sözlükte var zaten, blog yazısını bu konuyla dev yazı duvarına çevirmek istemiyorum. Umarım kupayı Galler ya da İzlanda kazanır, çok zor ama imkansız değil.

Bu ay başında, sevdicekle bir süredir aklımızda olan bir fotograf makinasına sahip olduk. Filmli Canon makinalarımızı aldığımızdan beridir sürekli renkli filmler kullanıyoruz. Gel zaman git zaman, ara sıra canımız siyah-beyaz fotograflar da çekmek istedi ancak güzel havaları siyah-beyaz filmle cezalandırmak da istemedik. Bunun için sonbaharı beklerken aklımıza ortak bir makina alıp bunda sürekli siyah-beyaz fotograflar çekme fikri oluştu. Uzunca süre, ucuz yollu ancak kaliteli fotograflar verecek bir makina bakınırken karşıma bu minik canavar çıktı. :)

Banu (@banuhidirlar) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()

Kendisi Olympus Pen EED Half Frame. 1967-1972 arasında üretilmiş, standart 10cm x 15cm fotografların yarı boyutunda fotograf çeken, "yarım kare" familyasından bir makina. Bu özelliğiyle çözünürlükten tasarruf ederek içine taktığınız filmin kapasitesini iki kat fazla kullanabiliyor. Bizdeki kaç yaşındadır bilmiyoruz ancak 46 yaşından genç olmadığı kesin. :) Otomatik modu hariç muntazaman çalışan bu ihtiyar delikanlı ile deneme amaçlı bir dolu fotograf çektik ve sonuçlardan da bir hayli memnun kaldık diyebiliriz. Üzerindeki 32mm'lik ve 1.7 diyafram açıklığına sahip, 0,8 - 5 metre ve sonsuz arası netleme yapabilen lensi de kullanım rahatlığı olarak çok üst düzeyde.

Yarım kare fotograf çeken makinalar bence bizim gibi, birlikte bir şeyler yapmayı çok seven insanlar için ideal. Örneğin, aynı görüntüyü iki insanın farklı bakış açılarıyla arka arkaya çekmeleri, bir önceki karede objenin geneli görülürken sonrakinde detaylarının vurgulanması bu tür makinalara ruh veren özelliklerden.
Bunun yanı sıra ard arda, birbirine komşu fotograflarla bir hikaye anlatmaya çalışanlar için de biçilmiş kaftan. Fotografları birbirinden ayıran o siyah düz çizgi, hikayelerin anlatıcısı rolünde gibi geliyor bana. Hayatın zıtlıklarını da benzerliklerini de birbirlerine müdahale etmeden yan yana getirebildiğiniz, bunu da öyle 24 ya da 36 karede değil, 48 ya da 72 karede sindire sindire gerçekleştirebilen bir araç, daha ne olsun?





Makinalardan konu açılmışken, filmlere değinmemek de olmazdı sanırım. :)
Azalan film stoklarımız ve film tedarikçimizin anlaşılmaz tutumu sonrası girdiğimiz arayışlardan fiyat/performans oranı yüksek, farklı markalarda filmlerle çıktık ve
Tudorcolor, Kodak ve Agfa marka bayat filmlerle envanterlerimizi uzunca süreliğine sağlama aldık. Uzun süredir Fuji marka filmlerle fotograf çektikten sonra bu seçim özgürlüğü umarım ekstra yaratıcılığı da beraberinde getirir.

Gelelim sinemaya. X-Men'in son filmini vizyondayken izleme fırsatını kaçırdım. Çizgi roman uyarlamalarını vizyondayken her kaçırdığımda çok üzülüyorum. Neyse.
Bu ay içinde, Istanbul Film Festivali'nde izlemek isteyip de zaman çizelgemize uymayan "Belgica"yı Başka Sinema sayesinde izleme fırsatı bulduk ve bayıldık. Hayatımda izlediğim ilk Danca filmdi ayrıca.
Bunun yanı sıra, geçtiğimiz hafta sonu "Me Before You" adlı filmi de izledik. Başrollerde Emilia Clarke, Emilia Clarke'ın kaşları ve Emilia Clarke'ın çılgın elbiselerinin olduğu film yüzünden Game of Thrones izleme şevkim tamamen kırılmış da olsa filmi beğendiğimi söyleyebilirim.

Bu ayın en önemli olayına gelecek olursak, kedim Kısmet ile birlikte 1 yılı devirdik dün. Geçen sene 21 Haziran'da başlayan maceramız tam bir yılı doldurdu. Düşününce sanki geçen haftaymış gibi geliyor ancak sonra Kısmet'in ulaştığı hacmi anımsıyor ve kendime geliyorum. Bir yıllık süre zarfında kedi yavrusundan ev kaplanına dönüşen Kısmet, günlerini istikrarlı bir biçimde evin muhtelif yerlerinde uyuyarak, mutfağa girenin peşine takılıp kendini acındırarak ve camdan sokağı gözetleyip pencere kenarına konan güvercinleri trolleyerek geçiriyor. Çok yaşa Kısmet.


Ay sonuna doğru yeni bir yazı umuduyla.

1 Nisan 2016 Cuma

Kısmet 1 Yaşında!

Başımın tatlı belası, hiç şaşmayan çalar saatim, ısırgan otum, yasak dinlemeyen evcil anarşistim, tüy yumağı oğlum Kısmet bugün bir yaşına girdi.

https://www.instagram.com/p/7LKeICPJxu/

Aslında elimize doğmadı Kısmet. Kendisiyle karşılaşmamız, 21 Haziran'da, Babalar Günü'ne denk gelmiş bir Pazar sabahına rastlıyor. Eve dönerken iki sokak köpeğinin köşede bir şeyle uğraştıklarını görüp, aslında onun o zamanlar 2 aylık olan cılız Kısmet olduğunu farketmiştim. Meğer bizimkini bir köşeye pıstırmışlar, kapmak için fırsat kolluyorlarmış. Kısmet ise hem çaresizlikten, hem de bitkinlikten olsa gerek belli belirsiz tıslıyordu. Köpekleri korkutup uzaklaştırdıktan sonra kediciğin yaralanmış olabileceğinden çok korkmuştum ancak ufaklığın burnunda küçük bir çizikten başka bir şeyi yoktu. Annesi etraftadır, saklandığı yerden çıkıp yavrusunu götürür diye beklerken ve benden de korkup kaçar diye umarken bir anda kucağıma tırmanıp kafasını gömecek yer aramaya başladı! Olacakların habercisi gibi bir şeydi bu.

Sokak hayvanlarının hallerine hep üzülürüm. Günü kurtarabilsinler diye elimden geldiğince su ve yiyecek vermeye çalışırım ancak içlerinden birini sahiplenip rahat bir yaşam sağlama sorumluluğunu kendimde hiç hissetmemiştim, ta ki bu sihirli ana dek. Bir dakikadır kucağıma kurulan bir kedi yavrusu çoktan guruldamaya, elimi kolumu yalamaya başlamıştı bile. Kirli ve sefil haline o kadar üzülmüştüm ki, ne üzerimi leş gibi yapmasını ne de tüyleri arasından seçilen pirelerini umursamamıştım.

Eve geldiğimizde aklımda olan ilk şey ılık bir banyo ile yavrucağı kirlerinden ve pirelerinden kurtarmaktı. Ilık suyu hazırlayıp kendisini su dolu kabın içine oturttuğumda Kısmet kediliğini yaptı ve sudan kurtulabilmek adına elimi kolumu tırmık içinde bıraktı ancak bu kısacık sürede dahi kurtulduğumuz pire adedi muazzamdı. En azından tüylerini kaldırdığımda pire görmüyordum ancak tamamen kurtulamadığımızı da biliyordum.

Önüne evdeki ilk yemeğini koyduğumdaki o kıtlıktan çıkmışlık hallerini asla unutamayacağım sanırım. Nefessiz kalırcasına yemeğe saldırması, sık sık kafasını kaldırıp etrafı kolaçan etmesi derken iki aylık kedi önündeki tabağı silip süpürmüştü bile. Yemek bittikten sonra yine gurul gurul sesler çıkarıp kucağıma zıplaması, bizi bekleyen günlerin habercisi gibiydi adeta.

Ben yorucu geçen bir gecenin ardından işten dönmüştüm, o ise kim bilir nasıl can havliyle kaçıp da yorgun düşmüştü. Evdeki ilk gününden beri kendisine ait olan yün bebek battaniyesini (aynı zamanda benim de bebeklik battaniyem oluyor) genişçe bir kaba koyup yatağını hazırlamış, yorgunluktan bitap bedenimi de yatağa bırakıvermiştim artık. Yatağa yattıktan kısa bir süre sonra kedicik yerinden kalktı, pıt diye koynuma kurulup uykuya dalıverdi! O anda ihtiyacı olan tek şey ne yemek ne uykuydu; sadece huzur arıyordu. O günde ve ilerleyen günlerde, haftalarda ve aylarda, büyüdükçe koynumda uyumaları azalsa da ayak ucumda ya da bacaklarımın üzerinde uyumaları hiç bitmedi Kısmet'in.

https://www.instagram.com/p/4Mge7iPJ0A/

O mışıl mışıl uyurken benim uykum kaçmıştı; ne yiyecekti, çişini-kakasını nereye yapacaktı?? Doğru düzgün uyumadan giyinip, çevredeki en yakın veterinerin yoluna düşmüştüm bile. Dönüşteyse bir elimde kedi kumu ve kum kabı, diğer elimde de taşıma kabı kuru maması vardı. Ertesi güne ilk aşıları için randevu bile almıştım hatta.

İlk gününde çoğunlukla uyudu Kısmet. Ara ara uyandı, kaşındı, mamasının tadına baktı, yine kaşındı, yalandı, uyudu. Tuvalet terbiyesi var mıdır bilemediğimden, internetten izlediğim "kedi kumuna nasıl alıştırılır?" videoları sonrasında kendisini kum kabına koyup ellerimle patilerini kuma eşelettim ve kendi haline bıraktım. Bizimki kabından çıktı, etrafına şöyle bir bakındı, kabı ve kumu uzun uzun kokladıktan sonra içine girip kumunu eşeledi ve keçi boku kadar olan ilk kakasını yapıverdi! O an evin içindeki "ayy kumuna sıçtı!" temalı sevinç nidaları görülmeye değerdi doğrusu! Tuvaleti konusunda o günden bugüne bir kez olsun sorun yaratmadı, inat olsun diye yatağıma işemedi. :) Bazen kumunu gereğinden fazla eşeleyip iş çıkarsa da canı sağolsun diyip geçiyorum.

İkinci günümüzdeyse sabahtan veterinerin yolunu tutma zamanı gelmişti. Veteriner teşhisiyle yaklaşık 2 aylık olduğu kabul edilen Kısmet'in doğum günü de 1 Nisan olarak o gün tescillendi. :) İç parazit iğnesi yapılan ve ensesine dış parazit damlası damlatılan Kısmet ilacın etkisiyle 8-9 saat kadar aralıksız uyudu o gün. Kuruntudan iki kez veterineri arayıp adamı bıktırdığımı hatırlıyorum. :)

https://instagram.com/p/4sh6isvj8l

İlerleyen günlerde çok hızlı toparladı ve büyüdü Kısmet. Pireleri yok oldu, parazitlerden şişmiş karnı normale döndü, tüyleri gürleşti, kilo aldı. Yaklaşık iki aylık sürede 1.2 kilodan 3 kiloya ulaştı. Haftada bir verdiğimiz (sonraları günde bire hatta ikiye kadar çıktı bu) yaş mamaya ve arada tadımlık ton balığına bayıldı, sıcak havaların etkisiyle fil gibi su içip şırıl şırıl işedi, yüzünü ekşite ekşite yoğurt yedi, yoğurdun etkisiyle de uzuuun güzellik uykularına yattı.

https://instagram.com/p/46TfUFPJ9z

Bu yazının daha kapsamsız hali aslında ekşi sözlük'te de mevcut. O yazıyı Kısmet henüz 4,5 aylıkken yazmıştım ama burada, kendi genele açık özel alanımda kediciğimin bir yıllık kişisel tarihi olsun diye tek yazıda birleştirmek istedim.

Adının neden Kısmet olduğuna gelince; bir pazar sabahı karşınıza çıkması yetmiyormuş gibi bir de bir daha ayrılmamacasına kucağınıza yapışıveren bir kediye Yumak adı koyacak değildim herhalde?! :)

İşin aslı; geldiğinden beri uzunca süredir monoton olan hayatıma renk kattı bu hayvancağız, ciddi anlamda yaşama sevinci ve bir canlıyı beslemenin değil "bakmanın" sorumluluğunu aşıladı. Monoton yaşantım yüzünden gerileyen sağlımı düzeltmek adına gereken motivasyona da çok ciddi katkısı oldu. Ayrıca bana iyi şans getirdiğine de inanıyorum çünkü kendisinden bir ay sonra, bir süre sonra sevdiceğim olacak insanla tanıştım. :)

Mutlu bir Kısmet nasıl olur? Cevabı:
https://instagram.com/p/5FwsVtvJ_p

Bu kadarlık kısmı sözlükte de mevcut. Geçtiğimiz Ağustos ayından bu güne neler oldu peki?

Hızla büyümeye devam etti kerata. Meraklı gözleriyle her daim bir hinlik peşinde, keyfine düşkün, yemek arsızı bir tüy yumağı haline geldi. Yeri geldi telefondan, yeri geldi Playstation'dan kıskandı, telefonla konuşurken ayağımı dişlerken oyun oynarken Playstation'ın üzerine uzandı.

https://www.instagram.com/p/67Rtr3vJ_Z

Sözlükteki yazıdan yaklaşık 20 gün sonra, 10 Eylül'de oğluma nazar değdi; evde tek başınayken hem sol kalça kemiğini çatlatmayı, hem de yine sol arka ayağındaki patella'yı (diz kapağı gibi düşünün) yerinden çıkarmayı başardı. Buna ne sebep oldu, hiçbir fikrimiz yok. Aklımıza gelen en kuvvetli ihtimal, o zamanlar çok sevdiği perde tırmanışlarından birinin bir mobilya köşesine çarparak ve yere düşerek sonuçlanmış olabileceği. Eve geldiğimde yatak altında acı içinde miyavlıyordu ve ben onu ilk kez bu halde görüyordum. Arka ayaklarını kıpırdatmıyor, sürekli ellerimi yalıyordu. Binbir güçlükle kabına koyup veterinere götürdüğümde, hayvan kokularından dolayı aşırı gerildiği veterinerde iyice huysuzlandı. İki iğneyle ancak sakinleşip bayılan Kısmet'in röntgen filmleri kötü haberi veriyordu; ameliyat edilecekti.

Kısmet o günü veterinerde bakım odasında geçirdi, ertesi gün de hem kalça kemiğine platin takıldı, hem patella'sı yerine oturtuldu hem de ve nekahat döneminde olacağı hareketsiz başka bir zaman yakalamak zor olacağından kısırlaştırılma operasyonu yapıldı. Nekahat dönemi dediğime bakmayın, kemik ucu olmasından ve bana göre yanlış dikişlerden dolayı 3 kez dikişlerini patlattı, yarası enfeksiyon kaptı. Eve döndüğünde gereğinden fazla hareket etmekte inat etmesinin de payı vardı bunda. Bu yüzden yaklaşık 20 günü veterinerde yatarak geçti.



Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı. Kısmet iyileşme döneminde olduğundan yemek anlamında iyice şımartıldı, kendi mamaları yetmezmiş gibi bir de bizim yediklerimize ortak oldu. Büyüdükçe büyüdü. Eskiden tek elle kucağa alınan kısmet şimdi iki elle zor tutulan, kucağa sığmayan bir cengavere dönüştü. Ameliyat yarası da zamanla kapandı, dışarıdan görülmez oldu. O günlerden geriye sadece hafif bir aksaklık kalmıştı ancak büyüdükçe onun da kaybolduğunu görüyorum. Eski çevikliğini geri kazanan Kısmet, cüssesine rağmen evi birbirine katmaya devam ediyor.

https://www.instagram.com/p/_9zzI_vJym/

Peki Kısmet nelerden hoşlanır? (magazin programı sorusu gibi)

Efendim Kısmet yeri doldurulamaz bir şekilde yemek yemekten hoşlanır. Mama onun için küçükken vik vik, biraz daha büyükken mek mek ve şu anda da mav mav olarak ifade edilmektedir. Vedat Milor tabağa nasıl saldırıyorsa Kısmet de mamasına öyle saldırır. Kuru mamasını diğer yaş mamalı seçenekleri bulamazsa bayıla bayıla yer, bulabildiği zamanlardaysa açlıktan ölüyor taklidi yapar. Yaş mama için yapamayacağı şaklabanlık ve duygu sömürüsü yoktur. Sabah 07:30 hiç şaşmaz uyanma ve kendisine mama vermesini uygun gördüğü kişiyi uyandırma saatidir. Siz huzur içinde uyurken artarak yaklaşan bir guruldama, sonra yüzünüzde kedi bıyıkları ve en sonunda da ağzınızı yüzünüzü yalayan bir dil hissedersiniz, yapmanız gerekeni biliyorsunuzdur. Balık sevmez, tavuk sever. Tavuğun her türlüsü kabulüdür, teklif etmenize gerek yoktur. Reçel sevmez bal sever. Abur cubur ailesinden her türlü kek, çikolata, un kurabiyesi, gofret, fındık ve baharatsız krakerler yanında yenmemesi gereken, yeniyorsa da ucundan tattırılmadan burnunuzdan itinayla getirilecek gıda maddeleri arasındadır.

https://www.instagram.com/p/BAfwnSjPJ1o

Kısmet cama çıkmaya bayılır. Salon camında kendisine özel ayrılmış, üçüncü kattan sokaktaki her türlü vukuatı bizzat takip etmesine yarayacak bir adet oturma alanı mevcuttur. Burada gündüz saatlerinde güneşlenip pişmeyi çok sever. Aynı zamanda cam kenarına konan, güvercin ve kumrular için ıslatılmış ekmekleri saklandığı yerden fırlayarak yedirmemek de hobileri arasındadır. Bulunduğu bu noktadan kaldırılmayı kati suretle affetmez, dişini geçiremezse tırnağını mutlaka geçirir.

Kısmet 10 aylık ev macerasında türlü oyuncakla eğlendirilmeye çalışılmış, ancak hiçbir oyuncağa paket lastikleri kadar derinden sevgi beslememiştir. Paket lastiğiyle saatlerce oynamaya, onu havaya atıp tutmaya, patisi ve ağzıyla germeye bayılır. Bebekliğinden bu yana ona yarenlik eden peluş maymunuyla güreşmeyi kendine spor olarak belirlemiştir. Maymunla yuvarlanmalar, ısırık içinde bırakmalar, kolundan bacağından kapıp oda oda gezdirmeler, hepsi Kısmet'tedir. Oyuncak topların peşinden koridor boyunca koşup kendini formda tutmayı da ihmal etmez.

Kısmet bu yazının yazarı babasıyla oynamaya da bayılır. Evdeki bir numaralı oyun arkadaşı bendeniz ile bıkmaksızın saklambaç oynamak, oyuna davet amaçlı önüme oyuncak atmak, sevmek için yaladığını sandığım elime ısırık atmak vazgeçemediği aktivitelerdendir.

https://www.instagram.com/p/9J7u0IvJ0b

Kendisi hakkında daha çok şey yazabilirim ve bunun bir sınırı yok. Birlikte geçen 10 ayda hayatımın bir parçası olan bu sevgi yumağıyla iki tanımın da içini dolduracak kadar acı ve tatlı günlerimiz oldu. Şu anda her şeyden habersiz bir şekilde, yanımda horul horul uyumakla meşgul. Umarım daha çook uzun yıllarımız birlikte ve sağlıklı geçer.

Doğum günün kutlu olsun Kısmet, bugün mamalar çift porsiyon. :)