25 Mart 2017 Cumartesi

Bir Şiir

Bloga kopyala-yapıştır yapmaktan mümkün mertebe kaçınmaya çalışıyorum ama Hüsrev Hatemi'nin yeni okuduğum bu şiirine kayıtsız kalamadım. Telif hakkı varsa affola. 

Yine de

İç-dünyama İsviçre misâli
Yeşiller ve göller yerleşmedi.
Hangi kalıtımın ürünüyse,
İç-kentimde bir iki yaşlı kedi...
Çamurlu kaldırımlarda;
Dolaşır akşamüzeri.
İnsanların paçaları çamurlu,
İhtiyarların cebinde bir yumak sicim,
Ve en fazla bir elli lira.
Bir de paslanmış bir çakı.
Kadınlar ne leyli ne de güzel
Fakat ince ve saf yine de.
Hafif kamburu çıkmış kazaklı kızlar
Nemli ve kızarmış burun uçları
Gelecek günlerin hayâlini kurar.
Tek olağan dışı güzellik bu kentte
Koca kafasıyla Hindistan’ı anan
Bir fil bir de sükûti-devenin,
Süpermarketlere girmesidir.
Saygılı ve düşünceli her ikisi de.
Sen varsan ey yâr, ümit de var
Gözlerinde gizi güzelliğin,
Aman saklı kalsın saklamalısın,
Sarıp sarmalayıp sandıklamalısın.
Bekle ki bekçiler ihtiyarlasın
“Memlekete gettü” desinler de sen;
O zaman sandık-lekeli gizler
Bir de ben ve derinleşmiş izler,
Sürülmüş tarla kokusu yüzümde,
Sana doyasıya nazar edeyim.
“Geç oldu artık ben de gideyim”
Deyince ben, bu hikâye bitsin
Ve yeni bekçiler de benim için
Memlekete gitti diyeceklerdir
Deve ve Fil hemen gözden silinir.
Sen benim gözümde kalansın
Yine de.

2 Mart 2017 Perşembe

Şubat Vukuatları

Aylık olan-biten yazılarını bir sonraki ayın ilk günlerine sarkıtmak blog dahilinde moda haline gelmeye başladı, hiç hayra alamet değil hiç.

Şubat ayı = Oscar hazırlığı desem sanırım abartmamış olurum. Başka Sinema sağ olsun, Manchester By The Sea, The Salesman ve Moonlight adlı filmleri izleme fırsatı buldum. Önceden de La La Land'i izlemiştim, kısacası bu yılın ödüllerine damga vuran tüm filmleri izlemeyi başardım, gururluyum. 

Filmlerden kısa kısa bahsedecek olursam;

Manchester By The Sea içlerinde en çok beğendiğim film oldu. Filmin bazı bölümlerinde süreyi fazla uzatmamak adına kırpılma yapılmış gibi hissettiysem de hikayeyi çok beğendim; Casey Affleck'in de hayat verdiği karakterle kazandığı ödülü fazlasıyla hakettiğine inanıyorum. Oscar'sız Affleck kalmasın!

fotograf: awardsdaily.com

En Iyi Yabancı Film dalında Oscar'ı kapan The Salesman'i sanırım Iran sinemasına yabancı olduğumdan dolayı ilginç buldum. Filmdeki Iran sahnelerinden kötü anlamda etkilenmekle birlikte tam bir doğu usulü intikam hikayesi olduğunu düşünüyorum. Ikinci Oscar ödülünü alan, filmin senaristi ve yönetmeni Asghar Ferhadi'yi göçmenlik yasası yüzünden hem ödül törenini boykot etmesi hem de törende okunması için gönderdiği kısa açıklamasından ötürü takdir ettim;

"Bu akşam burada sizlerle olmadığım için üzgünüm. Bugün burada olmamamın sebebi ülkemdeki insanlara ve insanlık dışı göçmenlik yasasıyla aşağılanarak ABD'ye girişleri yasaklanan diğer 6 ülkenin insanlarına duyduğum saygıdandır."

fotograf: impawards.com

Bu ay izlediğim son film Moonlight oldu. En Iyi Film dalında ödülü kaptı ancak benim beklentilerimi çok karşıladığını söyleyemem. Günümüzde başyapıt olarak nitelendirilen pek çok filmin zamanında metacritic gibi sitelerce yerden yere vurulmasına şahit olmuş biri olarak bu filmin 100 üzerinden 99 puan almasını abartılı bulduğumu söylemeliyim. 
En Iyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü alan, Juan rolündeki Mahershala Ali'nin sahnelerinin gereğinden kısa tutulduğunu düşünmekle birlikte En Iyi Sinematografi dalında hakkının yendiğini düşünüyorum.


Şubat ayının film maratonu böyleydi, gelelim tiyatrolara.

Bakırköy Belediye Tiyatrosu tarafından sahnelenen "Gülünç Karanlık" adlı oyunu izledim. 

Wolfram Lotz tarafından yazılan oyun Joseph Conrad'ın "Karanlığın Yüreği" ve Francis Ford Coppola'nın bu kitaptan esinlenerek çektiği "Apocalypse Now" adlı filminin yeniden sentezlenmesinden vücut buluyor. 


Kitaba da filme de hayran biri olarak oyunu beğenmedim diyemem ancak doğaçlama mı yoksa oyunun bir parçası mı olduğuna karar veremediğim birkaç bölümü yüzünden çok memnun ayrılmadım. Oyun metninin çokça faydalandığı kitabı okumayan ya da filmi izlemeyen için anlaşılması ve sindirilmesi zor bir oyun olduğunu düşünüyorum.

Bu ay izlediğim ikinci oyun Devlet Tiyatroları'nın sergilediği "Giydirici" oldu.

fotograf: devtiyatro.gov.tr

Önceden haberdar olmadığım, ancak sonunda zevkten dört köşe ayrıldığım bir oyundu Giydirici. Celal Kadri Kınoğlu'nun müthiş performansıyla sürüklediği oyun Ikinci Dünya Savaşı sırasında tiyatro yapmaya çalışan bir kumpanyayı konu almakta. Kesinlikle izlemeye değer.

Şubat ayı da bu etkinliklerle geçti gitti.

Bolca Fifa 17 oynadım bu ay; kariyer modunda Almanya 2. Ligi'nden 1860 Münih ile başladığım maceram hızla sürerken bir veya birkaç yazıda bunlar hakkında yazmak istiyorum. 

Kahve çılgınlığı da son sürat devam etmekte ancak bunun hakkında halen tek bir satır yazmamış olduğuma inanmak güç, bu da Mart ayının yazılacaklar listesinde. 

Az çok böyle işte, bloga birden fazla yazı yazacağım bir ay olması dileğiyle.

5 Şubat 2017 Pazar

Ocak Ayı Yazısı

Ocak yazısı aslında zamanında yazılmıştı ancak ne yazık ki Japon mafyasıyla düştüğüm bir anlaşmazlık sonucu yazıya el konuldu ve sorun çözülene dek yayınlanamadı. Neyse ki dedemin eski bir Samuray olması sayesinde anlaşmazlıklarımızı bir kenara koyup yazıyı nihayet yayınlayabildim.

Bence biz 2017'ye girmiş olamayız çünkü bana hala 2016 gibi geliyor. 2017 yazarken bile yanlış mı oldu diye ekrana iki kere bakılan bir yılın gerçekten 2017 olmasını bu kadar kolay kabullenmem de beklenmemeli zaten.

Ocak ayının ilk haftasında canım sevdiceğimin doğum gününü iki kişilik dev kadro olarak kutladık. Birbirimizin doğum günlerinde Fun Lab'e gidip kurtlarımızı dökmek yavaş yavaş gelenekselleşmeye başlarken pek de keyifli oluyor efenim.

Yeni yılın kendi adıma ilk filmi bu yılın Oscar aday arsızı La La Land oldu.



Müzikal tadında filmler sevenler için biçilmiş kaftan diyebileceğim yapım ayrıca caz severler için de adeta kulak orgazmı niteliğinde. Oyunculardan herhangi birinin Oscar ödülü alabileceğini düşünmesem de en iyi müzik dalında sanırım açık ara favori olacak. 

Ocak ayının geneli kötü havalar ve alışveriş kafasından çıkmak istememe gibi sebeplerden ötürü etkinlik fakiri olarak geçmiş de olsa fena sayılmazdı.

Ayın son gününde Schubert'in "Winterreise" (Kış Yolculuğu) adlı eserini Süreyya Operası'nda dinleme fırsatı yakaladık ki bana göre Ocak ayını tek başına kurtaran etkinlikti.


Ocak ayı itibariyle sevdicekle kendimizi kahve konusunda aştık diyebilirim. Dışarda içtiğimiz kahvelerden evde de içmek istememiz bizi kendi çapımızda çözümler aramaya ve bulmaya itti ki sonucu çok güzel oldu. :)


Detaylarını bir sonraki yazıda yazmayı planladığım kendimizce kahve maceramızda setlerimiz yukarıdaki ekipmanlardan kurulu. :) Artık kahvelerimizi kahve içtiğimiz kafelerden çekirdek olarak alıyor, taze taze çekip pişiriyoruz. Sırf bu yüzden dışarda içtiğimiz birçok kahveye burun kıvırır hale geldik ama olsun, taze ve lezzetli kahvenin yerini hiçbiri tutmuyor.

Bir sonraki kahve kokulu yazıya kadar, sayanora!

30 Aralık 2016 Cuma

Almanak 2016

Tıklanma rekorları (!) kıran 2015 yayınımın ardından gelen yoğun baskılara dayanamayarak 2016'nın seceresini döktüğüm bu almanağı siz değerli okurlarımla paylaşmaktan mutluluk duyarım!

Cihan bu yıl hangi filmleri izledi, hangi tiyatrolara gitti, üstüne su sıçratan hangi belediye otobüsü şoförüne hangi okkalı küfürleri savurdu? Hepsi ve daha fazlası bu almanakta!

Ocak:
[Sergi] Istanbul Modern
[Kutlama] Sevdiceğimin yaş günü. :)
[Tiyatro] Kısasa Kısas [Şehir Tiyatroları)
[Sinema] The Hateful Eight
[Sinema] The Revenant (Diriliş)

Şubat: 
[Festival][Sinema] IF Istanbul 2016 kapsamında Serçeler (Drestir) ve Yeniden Başla! (Demolition) adlı filmleri izledim.
[Gezi] Sapanca-Maşukiye-Kartepe
[Müze] Deniz Müzesi
[Tiyatro] Ferhangi Şeyler (Ortaoyuncular)

Mart:
[Sinema] Batman vs. Superman
[Konser] The Dears @ Salon IKSV

Nisan: 
[Konser] Ane Brun @ Salon IKSV
[Festival] [Sinema] Uluslararası Istanbul Film Festivali kapsamında Florida, Apartman Hikayeleri, Hitchcock / Truffaut, Ben Belfast'ım, Aziz Jan, Bir Kadın Bir Erkek, Şehrin Şarkısı ve Brooklyn adlı filmleri izledim.
[Müze] Milli Saraylar Resim Müzesi
[Kutlama] Kısmet 1 yaşına bastı! :)

Mayıs:
[Festival] [Tiyatro] Istanbul Tiyatro Festivali kapsamında Aslan Asker Şvayk'ı izledim.
[Gezi] Poyrazköy'de fotograf turu.

Haziran:
[Konser] Sigur Ros @ Zorlu Psm
[Sinema] Belgica
[Sinema] Me Before You
[Gezi] Anadolu Kavağı'nda fotograf turu.
[Kutlama] Kedim Kısmet ile bir yılı devirmemiz. :)

Temmuz:
[Sinema] The BFG
[Sinema] Remember
[Sinema] Jason Bourne
[Sinema] Our Kind Of Traitor
[Gezi] Emirgan'da piknik.

Ağustos:
[Sinema] Cafe Society
[Gezi] Kuzguncuk'ta fotograf turu.
[Kutlama] Hayatımın en güzel doğum günü kutlaması. :)
[Kutlama] Sevdicekle birinci yılımız. :)

Eylül:
[Gezi] Büyükada'da fotograf turu.
[Müze] Koç Müzesi
[Sinema] Kalandar Soğuğu
[Sinema] Magnificent Seven
[Sinema] Sully

Ekim:
[Tiyatro] Torun Istiyorum (Moda Sahnesi)
[Sinema] Tschick - Goodbye Berlin
[Gezi] Burgazada'da fotograf turu.
[Gezi] Geleneksel Ağva gezimiz. :)
[Sinema] Little Men
[Festival] [Sinema] Filmekimi 2016 kapsamında I, Daniel Blake, American Pastoral, Swiss Army Man, Frantz ve Three Generations adlı filmleri izledik.
[Festival] Istanbul Kahve Festivali
[Tiyatro] Profesyonel (Devlet Tiyatroları)
[Sinema] Miss Peregrine'in Tuhaf Çocukları
[Sinema] Inferno
[Sergi] Foto Istanbul - Dur ve Bak!
[Sinema] Jack Reacher - Never Go Back

Kasım:
[Sinema] Julieta
[Sinema] Arrival
[Tiyatro] Ivan Ivanoviç Var Mıydı Yok Muydu? (tiyatroadam)
[Tiyatro] Aldatma (Şehir Tiyatroları)
[Sinema] Albüm

Aralık:
[Tiyatro] Erkek Parkı (Devlet Tiyatroları)
[Konser] Emiliana Torrini @ Salon IKSV
[Sinema] Allied
[Sinema] Rogue One: A Star Wars Story
[Tiyatro] Hayal-i Temsil (Şehir Tiyatroları)

29 Aralık 2016 Perşembe

Aralık Yazısıyla Biten Yıl

Aralık ayı geldiğinde daha ilk gününden yılbaşı enerjisi aşılıyor insana. Yüklenilen onca dert tasa bünyede yaşamaya devam etse de kafa sürekli yılbaşının o rengarenk ışıklı, normalin üstünde güleç havasına odaklanıyor, iyi de oluyor. Kültürümüzde yılbaşı kutlamak yok denir hep ama büyük palavradır o bana göre, kutlamaların şekli şemali değişse de illa ki vardır.

2016 için geçen senekine benzer bir almanak hazırlamadan önceki son yazı olacak bu, bir sonraki yazıyı Ocak 2017'de, daha salim kafayla ve daha mutlu şekilde yazmayı umuyorum.

Aralık ayı Kasım'dan devraldığı hızla başladı. İlk günlerinde Devlet Tiyatroları'nın sahnelediği "Erkek Parkı" adlı oyunu izledik, beğendiğimi söyleyebilirim. Orijinali Almanca da olsa ele aldığı konu oldukça evrensel olduğundan bizim toplumuzda da sıkça görülen açmazları gözler önüne sermeyi başardığını düşünüyorum.


Aynı gün Salon IKSV'nin kış sürprizi olan Emiliana Torrini konserine gittik. Sımsıcak enerjisi, duru sesi ve maharetli orkestrasıyla harika bir konser gecesi oldu. Sevilen şarkılarının çoğunun yanı sıra yeni bir şarkısını da dinleme şansı bulduk. Her sene gelse keşke.


Aralık ayının ikinci haftasında başrollerde Brad Pitt ve Marion Cotillard'ın olduğu "Allied" adlı filmi izledik.

fotograf: People

Ikinci Dünya Savaşı ve casusluk konulu filmlerden hoşlanıyorsanız fena bir seçim olmayacaktır, savaşın Kuzey Afrika cephesini konu alması bile başlı başına izleme sebebi bence.

Aralık ayının ikinci ve en güzel filmi hiç kuşkusuz "Rogue One: A Star Wars Story" idi. 

fotograf: starwars.com

Açıkçası filme büyük önyargılarla yaklaştım, Episode VII sonrası yine kısıtlı zamanda çekilmiş, gişe amacı gütmekten senaryosunu boşlamış ve efekte boğulmuş bir film beklerken karşıma orijinal serideki bir kaç filmi rahatlıkla tokatlayabilecek bir film çıktı. Filmi bir cümleyle tarif etmem gerekseydi sanırım "isimsiz asi kahramanlar için görkemli bir saygı duruşu" derdim. 
Oyunculuklar, senaryo, her şey beklentilerimin kat be kat üstündeydi. Gelecekteki her Star Wars filmi böyle özenilerek çekilir umarım. 

Bu ayın ve muhtemelen 2016 yılının kendi adıma son oyunu Şehir Tiyatroları'nın sahnelediği, Yiğit Sertdemir'in yönetip oynadığı "Hayal-i Temsil" oldu. 

fotograf: aa.com

Türk tiyatrosunun ilk "Türk ve Müslüman" kadınları Afife Jale ve Bedia Muvahhit'in hayatlarından kesitleri konu olan oyuna üç kez bilet alıp nihayet sonuncusunda izleme şansını yakaladık.
Oyunu çok beğendim, bilhassa Yiğit Sertdemir'in iki buçuk saatlik oyun süresi boyunca durmadan kılık değiştirme çabasını takdire şayan bulduğumu söyleyebilirim.

Yılbaşına şunun şurasında iki gün kaldı. 2016 yılı benim açımdan çok da parlak bir yıl olmadı. Umduğum bir çok şeyi bulamadığım, gerek ekonomik gerek de ülke gündemi sebebiyle asabımın çokça bozuk olduğu, yorucu bir yıl oldu. Geriye bakınca sevdiceğin varlığı olmasa çekilir dert değilmiş diyebilirim rahatlıkla. Umarım 2017 biraz fark yaratır da sadece benim değil, herkesin yüzü daha fazla güler, endişenin yerini huzur alır.

Şimdiden mutlu bir yıl diliyorum, sevgiler.