4 Temmuz 2024 Perşembe

Blogun Tembel Yazarı Geri Döndü

Neredeyse 2 yıl sonra dönüp blogu hortlatmanın o dayanılmaz yüzsüzlüğü şaka mı? :)))



Uzak bir şehirde atadan-babadan kalma, yıllardır ayak basılmamış köy evine dönmek gibi oldu biraz.

Alan adının süresi dolunca siteye erişim de kesilmiş, onu kaldırınca blog orijinal uzantısıyla tekrar görünür hale geldi. Dolar kuru makulken gundusu.com'u satın almak pek sorun değildi de son yıllarda domain yenileme ücretleri de uçtu gitti. Bir ara Çinlilere kaptırmıştım, bu sefer de Ruslar kapmış alan adını. Hayrını göremeyesiniz len gominisler sizi. 

Geriye dönük yazıları okuyunca zaman zaman tatsız şeyleri anımsatsa da yazılı anıların kıymeti çok başka, ne zaman bloga giriş yapsam tekrar tekrar fark edip kendime kızıyorum. Son zamanlarda sevdicek de blogu özlediğini söyleyince kafaya dank etmiş oldu. 

Ne diyeyim, umarım daha sık yazabilirim artık. Tekrar merhaba. :)

10 Eylül 2022 Cumartesi

Çok Daha Güzel Şeylerin Başlangıcı ve Yazmadan Olmayan Bazı Ekstra Güzel Şeyler

Bilemediniz, bu Başka Sinema'da izleyebileceğiniz bağımsız bir film adı değil, buraya yılda 1 kere ancak yazdığım için biriken konuları özetleyeyim diye kullanmak zorunda kaldığım bir başlık. 

Yılın özet yazısını yılbaşı günü ayrıca yazarım zaten, bugün buraya bu kaydı düşmek istememin sebebi insanın hayatında Seda Sayan değilse normal şartlarda 1 kez yaşayabileceği bir sevinci ve heyecanı tatmış olmam açıkçası. :)

Bizim kendi aramızdaki şeye verdiğimiz çok isim var, hepsi de bize kalsın ancak blogumu okuyan az sayıda insanın eskilerden aşina olduğu ismiyle "blogdan bloga sevda", 25 Mayıs 2022'den beri yeni renklere bürünmeye karar verdi. Sevdiceğime evlenme teklif ettim. :)


Her insanın hayatında çok heyecanlandığı anlar olur ama bu gerçekten çok başkaydı çok, soğukkanlı geçinen biri olarak sesim titredi dersem yaşadığım heyecan derecesi hakkında fikir vermiş olurum sanırım. Sonrasındaki haftalarda gerçekleşen aile buluşması ve bu yazıyla aynı tarihe sahip isteme ve söz töreni bile bu kadar kalp çarpıntısı yaşatmamıştı. :)

(hay canım benim)

Eee düğmeye bastık bir kere değil mi, o tarihten bu tarihe çeyiz alışverişi yaptık, öyle ki Trendyol'da Elite üye oldum bu sayede ahhah. Artık ben de online alışveriş çılgını milyonların bir parçasıyım, kargo teslimatı yapılmayan günlerimi yaşanmamış sayıyorum, telefonuma siparişiniz kargoya verilmiştir ya da dağıtıma çıkarılmıştır mesajı gelmeyen günlerde ise yataktan çıkmak  istemiyorum. 

Takip eden haftaların birinde aileler de tanıştı kaynaştı efendim, sonrasında sıra geldi örf ve adetlerimiz gereği kızı babasından istemeye. :D Çiçeğimi çikolatamı hazırladım, traşımı oldum, takımımı giydim, anamı babamı yanıma aldım ve çaldım kapılarını! 

Günün teması aşağı yukarı şu şekildeydi:


Hatırlar soruldu, kahveler içildi, (evet tuzluydu) malum soru soruldu vee sonunda kurdeleyi kesip yüzükleri taktık. Üzerinden 4 gün geçti ama hala bazı anları hatırladığımda ya da günün fotograflarına baktığımda kahkahayı basıyorum. Sanki görücü usulü evleniyormuşuz gibi kaçamak bakışmalar, bıyık altından gülüşmeler, tuzlu kahve, kesmeyen makas derken merak edip youtube'da başkalarının söz törenlerinde izleyip güldüğüm her şey başıma geldi. :) Sonrası ise iyilik güzellik, tatlı yiyip tatlı konuşmalar, akşamında kutlamalar derken harika bir gün oldu.


Yıllardır beklediğimiz, planladığımız ve hayalini kurduğumuz günler bunlar aslında. Gel gelelim hayat şartlarındaki belirsizlikler, maddi imkansızlıklar ve covid belası derken istemediğimiz kadar uzadı bu günlerin gelişi. Yine de hayırlısı buymuş belki de diyip enseyi karartmadan bu günlerin getireceği daha güzel günlerin tatlı hayalleriyle önümüze bakıyoruz. Umuyoruz ki her şey gönlümüzce olsun. 
Adına ister kötü enerji ister nazar diyelim, hiç sevmediğim ve çekindiğim bir şeydir bu. Sırf bu yüzden sevinçlerimi sosyal mecralarda çok paylaşamam ama bu güzel günlere dair detayları da tarihe kazımadan bırakmak istemedim. Gözü kalanın gözü böyle yımırta akı gibi önüne aksın diyorum.

Loading... :D

Yılbaşından beri eskisi kadar olmasa da epey gezdik, farklı yerler de görme şansımız oldu ama onlar da sonraki yazıların konuları olsun, şimdilik bu kadar. Sevgiler. 

1 Ocak 2022 Cumartesi

Ne İkibinyirmibirmiş Be Arkadaş!

 Seneden seneye uğrayıp tozunu aldığım blogumun müzikli yeni yıl yazısına hoş geldiniz!


Nasıl bir yıl oldu gerçekten anlamadım. 2020 zaten Covid gölgesinde, iki arada bir derede, kaygı içinde geçmişti, yalan olmasın 2021 de az stresli geçmedi. 

2020'de salgından nasibimizi almamayı başarmıştık, 2021'i de kazasız belasız, ne biz ne sevdiklerimiz salgına yakalanmadan atlattık. Yine de her dışarı çıktığımızda covid kapma endişesi, maske takmaktan bıkıp usanmak, neredeyse ekmeği musluğun altında yıkama paranoyasından kurtulamamak bıktırdı. Yeni yılda tüm bu yüklerden kurtulmayı diliyorum artık.

Güzel şeyler de oldu bu yıl. Sevdicekle omuz omuza sürdürdüğümüz, Otuz Yıl Savaşları'nı andıran bir mücadeleden galip ayrıldık, düşmanlarımızın sevinmesine izin vermedik. Yaa işte öyle, adama arefeyi gösterir bayramı göstermeyiz olm biz, akıllı o-la-cak-sı-nız sdfhj. Yine de hayatımızın bu sayfasının artık kapanması gerekiyor, ne sarf edilen enerjiye, ne de emeğe değiyor, o da bu yılın ortak hedefi olsun. 

2015'te tek başına gittiğim Kapadokya'ya bu yıl sevdicekle birlikte gittik. Eşsiz manzaralarda fotograflar çekildi, müze mağazaları talan edildi, şaraplar ve hediyelikler alındı, kısa ama unutulmayacak bir tatil oldu bize. Bir dahakine araba kiralayarak gitmek istiyoruz, yol kenarında gördüğümüz her fotograflık manzarada durup anı yakalamak için. Belki bir sonraki geziyi kış aylarına denk getiririz, karlı halini de görürüz oraların.

Sonra çok sevdiklerimiz hem nişanlandı hem de nikahlandı, çok tatlı telaşlar ve sevinçler yaşandı. Böyle sevinçlere ortak olmak çok güzelmiş, bu tip ortamlara yabancı bir insan olarak aşırı mutluluk verici olduğunu söylemeliyim. Bu yıl darısı blogdan bloga sevdanın başına. 

Ağustos'ta aldığımız genel kurur kararları sonrasında sağlığımızı korumak adına güzel adımlar attık ve uyguladık, daha yolumuz var ama bu konudaki düşünce şeklimizi belirlemek ve değiştirebilmek güzel oldu. 2022 yazı için güzel hedeflerimiz var, aramızda. 

Festivallere dönüş anlamında da güzel bir yıl oldu sanki 2021; Filmekimi, Kahve Festivali gibi müdavimi olduğumuz etkinliklerde keyifli zamanlar geçirdik. Sinema, tiyatro ve klasik müzik konserleri gibi özleyip de salgın yüzünden mahrum kaldığımız şeylere de dönüş yapabildik nihayet. Müze Gazhane ve yenilenen Atatürk Kültür Merkezi'ni de bu vesileyle ziyaret etmiş olduk. 

Hobiler konusunda, deri işlerini boşladım bu yıl. 2019 sonu gibi tam bir şeyler yaptığımı hissetmeye başlarken araya giren covid karantinaları sonrasında ara vermiştim, öyle kaldı. Ne zaman devam ederim kaldığım yerden bilmiyorum, belki bu yıl. 
Pek hobi denmez ama, yılın son 3 ayında gelecekte hayatımızda epeyce yer edecek bir teknolojiye kafa yormaya başladım, bunun okur yazarlığını becerebilmeyi ve daha profesyonelce uğraşıp yırtmayı planlıyorum. :)

Güzel kitaplar okudum geçtiğimiz yıl, bilimkurgu ve polisiyeye sardım iyice. Philip K. Dick (külliyatı tamamlamaya 10 kitap falan kaldı), Dune serisi (sinemada da izleme şansına eriştim) ve John Le Carre (sevdicek sağ olsun) romanlarıyla hayatımdaki aksiyon eksikliğini giderdim. Bu yıl daha çok kitap okumak istiyorum, umarım başarabilirim bunu.

Geçtiğimiz yılın yazısında da bahsetmişim yılbaşı öncesi yaşanan tatlı ve çifte telaştan, onu bolca yaşadım bu yıl. Öncesinde sevdiklerim için yılbaşı hediyesi telaşı ve eşzamanlı olarak sevdicek için alttan alta sinsi sinsi yapılan doğum günü alışverişleriyle Kasım-Aralık çok keyifli geçti. Hazırlıklarıyla, hediyeleşmeleriyle harika bir yılbaşı gecesi yaşandı dün, kalabalık kutlamaları çok özlemişim. Şimdi sırada yılın en güzel günü var, o konuda da hazırlıklar son aşamada. Ve bu yıl da alacağı hediyeler konusunda pek fikri yok. Ee, ustasından öğrendik bir şeyler, değil mi? ;)

Elbet şu an aklıma gelmeyen ama ileride hatırlayıp vay be diyeceğim anlar olmuştur 2021'de, iyisiyle kötüsüyle bitti ve şimdi önümüzde yeni savaşlar, sevinçler ve gözyaşları var, göreceğiz. 


Herkesin gönlüne göre bir 2022 dilerim.


4 Mart 2021 Perşembe

Satılık Türkçe ve İngilizce Referans Kitapları

Satılık analog filmlerden sonra bir ihtiyaç fazlası temalı blog yazısıyla daha karşınızdayım. 

Bu defa akademik amaçla satın aldığım ancak artık ihtiyaç duymamam sebebiyle ilgili ellerde işe yarayabileceğini düşündüğüm Türkçe ve İngilizce referans kitaplarını satıyorum. #satılık

İngiliz Dili ve Edebiyatı, Amerikan Kültürü ve Edebiyatı, Mütercim-Tercümanlık gibi bölümlerde okuyanların fevkalade işine yarayabilecek, sınavlara çalışırken olsun, makale, hatta tez yazarken olsun kaynak gösterebileceğiniz kitaplardır. 

Kitapları tek tek ikinci el ilan sitelerine yüklemeyeceğim, birkaç taneden fazla olunca ticari işletme olduğumu düşünüyorlar, sonrası onaylandı onaylanmadı derken sinir harbi. :) 

Hem görselleriyle hem de güncel listesiyle aşağıdalar, kitaplarla ilgili sorularınız (içerik, fiyat) için ister bloga yorum bırakın, ister profilimdeki sosyal medya hesaplarıma özelden ulaşın, çabucak dönüş sağlarım.

İkili, üçlü, toplu alımlarda indirim yaparım, kargo masrafları da bana ait hadi iyisiniz ;)

Güncel Liste:

  • Dictionary of Literary Terms & Literary Theory 
  • Stranger Shores Essays 1956-1999 - J.M. Coetzee
  • Learning To Curse - Stephen Greenblatt
  • The Wheel Of Fire - G. Wilson Knight
  • The Rise of The Novel - Ian Watt
  • Anatomy of Criticism - Northrop Frye
  • The Cambridge Companion to James Joyce
  • Tribal Leadership - Dave Logan
  • Edebiyat Kuramı - Terry Eagleton
  • Güç Mitleri - Terry Eagleton
  • Pornografi ve Müstehcenlik - D.H. Lawrence
  • Çeviri: Dillerin Dili - Akşit Göktürk
  • Sözün Ötesi - Akşit Göktürk
  • Ulysses Sözlüğü - Nevzat Erkmen
  • Shakespeare ve Hamlet - Mina Urgan
  • Atonement - Ian McEwan (Roman)
  • The Hours - Michael Cunningham (Roman)



Not: Ölücüler aramasın.

10 Ocak 2021 Pazar

2020 Bi Baksana Bilader Bişey Konuşucaz

Uyandım, yılbaşı günü bile tişörtle oturtan garip kıştan kar olmasa da en azından yağmur bırakmasını umarak perdeyi açtım. Bu defa üzmemişti, yağmur kokusunun sevinciyle oturup geride kalan yılın kapanışını yapayım dedim.


Sabahın şarkısı bu olsun;

Hayatlarımızın, daha beteri gelmezse herhalde en arada kalmış yılı olarak hatırlanacak 2020'yi de yiyip bitirdik. Aklımda her zaman özlemek, mahrumiyet, kaygı, çok çalışmak, pahalılık ve çok özlemek gibi kelimelerle birlikte anılacak bir yıl oldu. Geride kalan zaman diliminde virüse yakalanmayanlardan biriyim, aynı şekilde yakınlarımdan da kimse virüse yakalanmadı. Yılın kendimi tek şanslı hissettiğim tarafı bu oldu sanırım. 

Yine de, hayatımdan çalınan zamanı kabullenemiyorum. Mart'ın ortasından bu yana yaşadığım ev hapsi tadında hayat, rutin haline gelen uğraşlardan kopmak, garip bir şekilde iş yükünün artması, sinema, tiyatro, konser gibi hayatla bağları sıkılaştıran şeylerden mahrum kalmak, en önemlisi de sevdiceği gönlümce görememek yaraladı durdu yıl boyunca. Planlarımızı yeni yıla sarkıtmak kötü olsa da kafamızı netleştirmek adına belki de faydalı oldu, zaman gösterecek.


Son yazımda taşındığımdan bahsetmiştim. 3 aydan uzun zaman geçti üzerinden, halimden memnunum diyebilirim. Gürültüsüz hayata dönebilmek iyi geldi. Yine de evden gönül rahatlığıyla çıkamadığımdan pek keyfini süremedim. Daha sıcak havalar, çimler, sandivçler, kahveler ve piknik örtülerine artık. ;)

Yıllardır, yılın sonuna doğru güzel bir heyecan yaşıyorum sevdicek sayesinde. Yılbaşına 1-2 hafta kala hediye paketi telaşına kapılıyorum; küçük küçük şeyler sipariş edip onların gelmelerini beklemek, sonra onları paketlemek derken günlerin olağan akışından hızlı geçmesini hissetmek herhalde en çok bu yıl yaradı. Hal böyleyken bir 30 Aralık günü hediyeleşme rutinimizi hatırlayalım dedik, ama ne hatırlama! Covid önlemleri kapsamında yayınlanan genelge sonrası kafeler ve restoranlarda oturmak yasaklanınca uğradığımız her yerde "canımın içi take-away, görmüyor musun?" modunda takılacağımızı biliyorduk, biz de ne yaptık? Sevdiceğin dahice önerisiyle dışarda ayakta dikilmektense vapurlarda oturmayı seçtik. :D


Hal böyle olunca ve hazır blogların adı neredeyse 6 yıldır "blogdan bloga sevda" iken, 30 Aralık'a özel "vapurdan vapura sevda" günü gerçekleştirdik. Kadıköy, Eminönü, Üsküdar derken indiğimiz yerlerdeki büfe atıştırmaları ve elde kahve koşuşturmacalarıyla hayatımız boyunca her haliyle aklımızda yer edecek 3-4 saat geçirdik. 
 
Hayat her zaman planlandığı gibi gitmiyor, belki de The Parasite'da da dendiği gibi "en iyi plan hiç yapılmamış olandır" ama geride kalan yılda gördüğüm; kabullenmesek de hayatın zorunlu koşullarına adapte olabilmek akıl ve beden sağlığımızı korumamıza yardımcı oldu. Hayattan alacaklı olduğumuz mutluluklar hala baki, çatır çatır tahsil edicez onları o ayrı. :)

Yılbaşına böyle girmişken bir sonraki hafta da mimoza kokulu sevdiceğin doğum günü geldi çattı. Yılın ilk haftası böyle başlayınca yeni yıldan beklentiler nasıl düşük olabilirdi ki? Bu yılki doğum günü özeldi mesela, hediyelerini son ana kadar öğrenemeyi ve hatta tahmin edememeyi tattı kendisi. Yaa işte böyle delirtirler insanı Banu Hanım, hep sen mi yapacaktın? :D 

Hayat keşke hep bir yılbaşı günü gibi, bir doğum günü kutlaması gibi ya da bayram günü gibi gelen sevgili tadında olsa.. Her zaman böyle olamayacağını bilsem de, bunlara yakın günler geçirmek için hayal ve plan kurmaktan, elimden geleni yapmaktan asla vazgeçmeyeceğim.

Kapanışı da şöyle yapalım ;)

Sağlıklı ve mutlu bir yıl olsun herkes için, sevgiler.

11 Ekim 2020 Pazar

Değişen Zamanlar ve Karton Kutular

17 Yıl boyunca oturduğum evden 2 hafta önce taşındım, hem de ne taşınma! 42 km uzağa, üstelik Anadolu Yakası'na. 

Yazmak bugüne kısmetmiş ama önden bir şarkı alalım. 


Şöyle bir düşününce hayatımın yarısı o evde geçti; sevinçler, üzüntüler, ilkler, sonlar ne varsa duvarlarına işledi. Teraziye mutlu ve mutsuz anları koysam hangisi daha ağır basar hiç bilmiyorum, bilmemin de bir kıymeti yok artık. Son yıllarda evle ilgili yaşadığım sorunlar, beklenen ancak gerçekleşmeyen değişimin sancısı derken duvarlar üzerime gelmeye başlamıştı açıkçası. 

Taşındığım gün ayrılmadan önce boş odalarında dolandım biraz, sesimi yankılattım çocuk gibi. Sonra arabayı beklerken yanımda götürmediğim kanepeye uzandım, perdesiz camlardan parkelere vuran güneş ışığını seyrettim. Herhalde evin son yıllardaki en sakin anlarıydı, keşke hep böyle olabilseydi dedim içimden. Çektim kapıyı çıktım sonra, hayatımın 17 yıllık bir dönemine noktayı koydum.

Eski evde duvarlar şampanya rengiydi, sıkıcı geliyordu bakınca. Beyaza yakın olsun istedim bu defa, öyle de oldu. Gün ışığı alsın odaları, karşı apartmandaki ailenin kavgalarını yan odadaymışçasına duymayayım, alt katımdaki embesil ergenin böğürtüleri kulağıma gelmesin, kapılar hayvan gibi kapatılmasın istedim. Şu ana kadar bunların hiçbirini yaşamamış olarak doğru seçim yaptığımı düşünüyorum. 

Anadolu Yakası'nın sakin semtlerinden birindeyim şimdi, denize yakınım. Sokağım sessiz sayılır, insanlar daha düzgün gibi, burada işler şimdilik fena gitmiyor. Birer saksı fesleğen, biberiye ve kekik aldım, gündüz dışarıya bakarken gözüme takılsınlar diye.

Beklediğim 1 şey daha var, o da olursa daha ne isteyeyim zaten. :) 

Hayattan beklentilerimin artışa geçtiği, emeklerimin hasadını almaya başladığım bir dönemimdeyim. En fazla 14 ay içerisinde hayatımda daha da fazla değişim bekliyorum ve haklı olarak istiyorum. Hadi eyvallah.

Bu gönderiyi Instagram'da gör

TARTIŞMAYA GEREK YOK...

Heykel Kafası (@heykelkafasi)'in paylaştığı bir gönderi ()

7 Ekim 2020 Çarşamba

Asın Ulan O Resmi Yerine!

Nasıl oldu hiçbir fikrim yok ama bundan uzun bir süre önce hem yenileme dönemini kaçırdığım hem de godaddy'nin fahiş yenileme ücretine sinir olduğum için gundusu.com alan adının elimden uçup gitmesine istemeye istemeye razı gelmiştim. Sonra bu alan adıyla böyle ışıklı falan kumarhane sitesi açmış Çinliler, ara ara bakıp "vay vicdansızlar :(" demekten başka bir şey gelmiyordu elimden.

Velhasılıkelam bugün bir daha bakayım dedim ve ne göreyim; site uçmuş, alan adı boşa çıkmış. Üstelik bana önerdikleri yenileme ücretinin üçte birine! Bayrakları asmam uzun sürmedi tabii.


Sonuç olarak alan adını mütevazı bir imza töreniyle tekrar renklerime bağladım, günün güzel gelişmesi olarak kayıtlara geçsin istedim. 




28 Haziran 2020 Pazar

Yulaf Tarlaları, Güneş Yanıkları & Pacman Çoraplar

3 ay boyunca evin 200 metre çapında ev-market-ev-market rutininde yaşadıktan sonra geçtiğimiz hafta şehir dışına çıkınca sudan çıkmış balığa döndüm; ev hapsi modunda geçen günlere Babalar Günü münasebetiyle ara verince Arnavutköy taraflarına bol yulaf tarlalı ve köy evli bir ziyaret gerçekleştirdim. Her gün görmeye alıştığım 10 katlı binalar yerine açık hava, bol güneş ve uçsuz bucaksız tarlalarla gökyüzünü görünce çayıra salınan eşek moduna girmedim desem yalan olur. 2 saatte yüzüm gözüm kollarım güneş yanığı olmuştu bile. 

Kırsal yaşama ve toprakla uğraşmaya çok uzun zamandır meraklıyım; geçmiş yazılarımda da bahsettiğim, evin küçücük balkonunda saksılar içerisinde gerçekleştirdiğim balon bahçeciliği hobim her ne kadar devam etmese de merakım baki; bir gün kendi bahçemizde meyve ağaçları ve mini bostanımızda sebzelerimiz olsun çok istiyorum açıkçası, çok yakın bir hayal olarak görmesem de çok uzak olarak da görmüyorum. Kısmet diyelim. :)

Köy yaşamından derlediğim fotografları görmek isterseniz tık; 


Sevdicekle 102 gündür şu lanet salgın yüzünden ayrı kaldıktan sonra artık baktık ki iş deliliğe varmaya başladı, bu hasrete nihayet bir son verdik. (burnumuz kalmamıştır)

3 aydan uzun süre boyunca vaka sayılarının azalmasını ve hayatın normale dönmesini beklerken ne kendimizi ne de sevdiklerimizi riske etmek istemedik ama görünen o ki salgın artmış-azalmış bizim kadar umursayan yok, cidden safmışız. O'nunla her buluştuğumda ilk günkü heyecanı duyan biriyim, bu kadar zaman ayrı kalıp tekrar buluştuğumuz anda resmen Windows deneyimi yaşadım.


Haftanın 5 günü aynı işyerinde çalışıp, mesai sonralarında bir şeyler yapıp, hafta sonları birlikte etkinliklere koştururken bütün bunlardan bir günde aniden koparılmak ikimizi de alt üst etmiş. Zaten farkındaydık, tekrar buluştuğumuz gibi yerine gelen keyifler bunun adeta kanıtı oldu. 


Belki de en sevdiğimiz ritüelimize kaldığımız yerden devam. :)

Evde geçen bu süreçte gerek okuma tercihlerim, gerek bende olmayan kitaplar konusunda laf aralarında benden gerekli bilgileri alan sayın fikrimin ince gülü kişisi, bana hiç hissettirmeden hediye edeceği kitapları biriktirip biriktirip buluşma günü bir bavul kitapla çıkageldi! <3 
Penguin magazin dergisi çıkarsa alırım diyen ben, karşımda birbirinden müthiş iki kitabı görünce dibim düştü tabii. :D
Nantucketlı Arthur Gordon Pym'in Öyküsü'nün İthaki'den çıkan çevirisini almıştım ancak Dost Körpe adlı çevirmen maalesef berbat bir çeviriye imza atmış, kesinlikle önermem. 
1984 de yıllar yılı İngilizce'sini okuyacağım diye tutturup bir türlü almadığım ve okuyamadığım bir kitaptı, sevdicek ceza sahasında affetmeyen fırsatçı golcü edasıyla ikisini de gole çevirdi. Bavulun kalanını dolduran kitaplar da ayrı bir blog yazısının konusu olacak. 

Sevdiceğin çılgınlıkları o gün elbette bitmeyecekti, Pacman sevgim nereden aklına geldiyse pandemi günlerinde benim için biriktirdikleri arasında bir de şunları eklemiş ki eğer bir gün iş hayatımda takım elbise giymem gereken bir işte çalışmam gerekse dahi altına giymekten çekinmeyeceğim şeyler! :D


(kıskanıp 1 çiftine el koydu)

Özetle, hayat bizim için bir parça normale döndü. Hayatınızda çok büyük yeri olan bir insandan elinizde olmayan nedenlerden ötürü ayrı kalınca dengenizin nasıl bozulduğunu, düşünce yapınızın ne kadar sağlıksızlaştığını tekrar kavuştuğunuzda siyah-beyaz ayrımı kadar net fark ediyorsunuz. Kimseye tavsiye etmem.

Pandemi kabussuz günler dilerim.

 

18 Mayıs 2020 Pazartesi

Özlediğimiz Şeyler

Bu yazıyı okumanız tahminen 3 dakikanızdan fazlasını almayacak, kalanında hayallere dalabilmeniz için aşağıdaki parçayı uygun gördüm.


Evden çalışma düzeni 60 küsür günü geride bıraktı, Haziran'la birlikte 75 gün olacak. İNANAMIYORUM! 2 Aydır önceden yaptığım her şeyi unutmuş olmanın verdiği iç sıkıntısı bir yana, özlemeye başladıklarım da artık yavaş yavaş sarsmaya başladı. Beklentimin aksine yoğun geçmeye devam eden iş temposu günleri harala-gürele geçirirken çalışmadan arta kalan zamanda film-dizi-kitap kutsal üçlemesi harici herhangi bir şeye konsantre olamadığımı söylemem gerek. 

Önceki yazılarda çok kısa değindiğim deri işlerine evden çalışmaya başladığım günden bu yana elimi sürmedim mesela. Fena gitmiyordum o konuda, Instagram'ını aktif idare ediyordum, güzel ürün fotografları çekiyordum, tam bir şeyler olabilecekken bütün düzeni bozuldu mesela, hayat biraz olsun normale dönerse sonrasına bakacağım. Var aklımda bir iki model. İş çıkışları Beyazıt'a koşturmayı özledik. Abdullah Amca seviliyorsun. 

Dışarıda geleneksel yemeklere yumulmayı çok özledim mesela. Virüs kapmaktan korkmasam yerken görenlerin, "oha lan ayıya bak" derecesinde şaşıracağı ölçüde özlediğim yemekler var mesela, isimlerini burada tekrar anmak istemiyorum. 



Fotoğraf çekmeyi de çok özledim mesela, bunu sanki önceki yazılarda da tekrarlamıştım. Olsun. Makinayı boynuma takıp sokakları arşınlamayı özledim, bunun acısını çok fena çıkaracağız sevdicekle, filmli dijitalli hem de, iki koldan saldıracağız. Film demişken, önceki yazılarda elimdeki ihtiyaç fazlası filmleri elden çıkarmak istediğimi söylemiştim, dediğimi yaptım. Mart öncesi bayağı bir film sattım; elden, kargodan. Şimdi elimde 2 kutu falan Fuji Superia kaldı, onlar için de son 1 aydır bir mesajlar geliyor şaşıp kalıyorum. Tam bir "bit pazarına nur yağdı" durumu. Artan kurlar sonrasında film fiyatları mı zamlandı nedir, benim filmler bir anda talep patlaması yaşamaya başladı. Başladı da, filmler ofiste dolabımda duruyor, onu n'apıcaz? Kısacası satışlara zorunlu olarak ara verdim. 

Uzun uzun yürümeyi özledim. Sevdicek yanımdayken bir yandan konuşurken, etraftaki herhangi bir şeyle dalga geçerken ya da havanın keyfini çıkarırken, dinlenme noktası bildiğimiz ve sevdiğimiz bir kahveci olan gezintileri özledim. Geçenlerde Instagram'da keşfette dolanırken bir kahve dükkanına denk geldim yurt dışından. Ama nasıl Kadıköy'deki Coffee Manifesto'ya benziyor cepheden anlatamam. Dayanamadım post altına mention attım sizin dükkanı İngiltere'ye taşımışlar diye sdfg. Cevap da verdiler sağ olsunlar, o sokaktaki bitmeyen kalabalığı kahve eşliğinde izlemeyi de özledik.


Kahveden söz açmışken, 2 aylık dönemde 3 farklı yerden kahve siparişi verdik. Kahve Dünyası'nı denedik, zar zor teslim edildi, tat olarak dükkanlarından aldığımız çekirdeklerle alakası yoktu, beğenmedik. Elendi.
Sonra Kahve.com'u keşfettik, burada hedefi tutturduk. Güzel bir Honduras kahvesi bulduk, kargosu da 1 günde geldi, mutlu etti açıkçası. 
En son Coffee Sapiens'ten sipariş verdik, buradaki kahveler de fiyat performans açısından güzeldi, üzmediler diyebilirim. Bugün yine Kahve.com'dan sipariş verdim bakalım, umarım çabucak ulaşır.

Coffee Sapiens'ten son aldığım Kolombiya kahvesinden 1 içimlik kalmıştı, onu kalınca, kaya tuzu gibi çektim Cold Brew yaptım bugün, yarın öğlen bu yılın soğuk kahve siftahını da yapacağım bakalım. Soğuk kahveyi sabahları evde hazırlayıp, termosa koyup işe götürmeyi, öğlenleri yemekten dönünce sevdicekle keyifle içmeyi de özledim bak. 



Geçenlerde bir kitap alışverişimiz oldu Kidega'dan, geçenlerde diyorsam 30 Nisan. :) 16 Mayıs'ta teslim edildi. Üstelik en uzunu 2 gün olan tedarik süreli kitaplardı. Hayal kırıklığı oldu Kidega maalesef. Yılbaşı öncesi alışverişte de benzer durum yaşamıştık, bunda da durum değişmedi. Geçtiğimiz günlerde Enpara kampanyaları da sona erdi, sanırım vedalaşma vakti geldi kendileriyle.

Durumlar üç aşağı beş yukarı böyle. Her geçen gün sabır azalırken sinir katsayısı artıyor. Uzun telefon görüşmeleriyle görüntülü aramalar hasreti bir nebze olsun dindirse de şöyle sıkı sıkı sarılmanın hissini veremiyor. 

Sağlıklı günler.

3 Mayıs 2020 Pazar

Geçmiş Günler Geri Gelecek

Yazıya girişmeden önce son günlerde çok sık dinlediğim ve mutlu hissetmemi sağlayan şu eseri iliştireyim. Güzel günleri anımsatıyor.



48. gün olmuş bugün, bütün hayatım evde geçiyor. İş evde, iş sonrası sosyallik de evde, her şey evde. Evden çalışma düzeni sonrasında ofistekinden daha çok yorulduğumu görüyorum. Ofisteyken verilen molalar ve öğle yemeği aralarını evde tam anlamıyla uygulamayı becerememem bir yana, sürekli beliren son dakika işleri ve yetiştirilmesi gereken büyük işler de bu düzensizliğe eklenince geride kalan haftalarda yorucu günler geçirdim diyebilirim.

Avantajları yok mu, var elbet.
Enerjinizi emen, bakışlarıyla insanı esneten "toplumsal kötülük ruhları"ndan uzak (bu tanımı için Italo Calvino'ya minnettarım) çalışmak verimimi bir tık yukarı çıkardı sanki. Öyle görünüyor ki Mayıs ayı da günleri sayarak evde geçecek ve günlük açıklanan sayılara bakarsak Haziran itibariyle ofis hayatı tekrar başlayacak.

Son yazıyı yazalı 3 hafta olmuş, geride kalan günlerde bol bol kitap okudum. Okuma tempomu artırdım diyebilirim.
Sevdiceğin hediyesiydi, Gabriel Garcia Marquez'den "Kırmızı Pazartesi"yi bir solukta okuyup bitirdim mesela.

(Kitap hakkında Goodreads'e kısa bir yorum bıraktım, okumak isterseniz tık

Fazla ciltli kitabım yok kitaplığımda, çoğunlukla fiyatı nedeniyle almaya yanaşmıyorum ancak böyle bir kitabın varlığından sevdiğiniz kişiyi haberdar ederseniz, günün birinde karşınıza hediye olarak çıkabiliyor. :) Can Yayınları harika bir iş çıkarmış; kırmızı cildi, içindeki kalın kuşe kağıdın mis kokusu derken, kitaplığın baş köşesine yerleşen kitaplardan biri oldu benim için.

Kişisel ilgi alanlarımdan Köy Enstitüleri'yle ilgili zamanında aldığım bir kitabı okudum. İş Yayınları bu anlamda çok güzel eserlere sahip, gerek internetten gerek kitapçılarından (Kadıköy'deki kitapçısı burnumda tütüyor) çok zengin eserler edinilebiliyor.


Bu eserler arasından "Köy Enstitüleri Dünyasından Hasan Ali Yücel'e Mektuplar" isimli kitabı okudum en son. Kitap, Yücel'in "bazı" nedenlerden ötürü bakanlıktan ayrılması sonrasında kendisine gönderilmiş mektuplardan oluşurken kitabın geneline hakim sitem havası ve bir miktar da hayal kırıklığı gelecek günlerin daha o yıllardan işareti olmuş gibi.

Kişisel görüşüm, bu ülke kepenklerini 1950 yılında kapattı ve o zamandan beri "zararına satışlar"la tencereyi kaynatmaya çalışıyor ancak gördüğümüz gibi, nafile.

Yeni favori film platformumuz Mubi sağ olsun geçtiğimiz günlerde hem geçmiş yılların Istanbul Film Festivali seçkilerinden, hem de auteur serilerinden birçok film izleme şansı yakaladık. Üstüne bir de sevdicekle aramızda geçen bir festival anısından 1 yıllık üyelik kazandık ki, anının böyle bir şey ile taçlanması mıdır, kelebek etkisi midir, karar veremiyorum. Hali hazırda 3 aylık üyeliklerimiz vardı ikimizin de, bunu çeyiz olarak attık kenara. :D


Bunlar haricinde günler dışarıdaki her şeyi özlemekle geçmeye devam ediyor, en çok da el ele yapılanları. 

Sağlıklı ve bol güneşli günler. 

10 Nisan 2020 Cuma

Karantinalı Günlerden Merhaba

Blogun tozunu almaya geldim.


"Görmediğimiz bir bu kalmıştı" listelerinden karantinayı da çıkardık. Bir sonraki bölümde deniz ikiye ayrılıyormuş diyorlar. 

16 Mart akşamından bu yana dış dünyayla minimum temas kurarak ve market alışverişlerinin arasını uzatabildiğimiz kadar uzatarak (bugün evden çıkmayışımın 7. günü) nereden geleceği belli olmayan hain bir virüse karşı ayakta kalma mücadelesi veriyoruz. 

Kazancını dijital işlerden sağlayan bir ofis olarak evden çalışma düzenine geçmek neyse ki umduğumuzdan geç olsa da güç olmadı; yaklaşan tehlikeyi umursamadan sokaklarda fink atanların dehşet saçtığı günlerde işe gidip gelme telaşı yaşamadan evlere kapanabildik. Ne mutlu ki evden çalışma düzenini sorgulatmayacak kadar da sorunsuz ilerliyor her şey.

Yine de bu düzende işlerimin normalden çok artması, işim gereği takip etmek ve raporlamak zorunda olduğum konuların anahtar kelimesinin "ölüm" olması, evden çalışsan da gün içinde korkudan alt tarafı 10-15 dakikalığına bile dışarı çıkamamak, her market alışverişi sonrasında önce akla sonra da boğazıma yerleşen "virüs kaptım mı yoksa?" ağrısı ve en çok koyanı da, sevdicekle bir mesai sonrası apar topar vedalaşıp bugünle birlikte 25 gündür görüşememek psikolojimi her geçen gün biraz daha yıpratıyor. Bu süreçte teselli bulduklarım; ailelerimizin sağlığı yerinde ve birçok kişinin yaşadığı işten çıkarılma ya da uzun süreli ücretsiz izin kabusunu yaşamadan hayatımızı sürdürüyoruz. 

Bu #evdekal günlerinde evvel ezel çok düşkün olduğum distopya temasına da bakışım bir parça değişti çünkü kendimi de bir distopya senaryosunun içindeymiş gibi hissettim. 


Her an hastalığa yakalanma korkusu, market reyonlarının özellikle ilk vakalardan sonra adeta talan edilmesi ve en çok iç acıtanı da sevdiklerinin hastalanma ihtimali derken ben soğudum bu distopya fikrinden biraz arkadaş. Yine de konuya düşkünlüğüm beni bu süreçte bir parça da olsa soğukkanlı olmaya ve bazı şeyleri öngörüp harekete geçmeye itti, bu konuda kendimle bir parça gurur duymuyorum desem yalan olur. Bu konuda bugüne kadar izlediklerim, okuduklarım ve oynadıklarım geçmişte macera hissi yaratırken artık endişe ve her an tetikte olma hissi yaratıyor. 

Sabahtan akşamüstüne kadar çalıştıktan sonra neler yaptığımıza gelecek olursak, boş zamanımızın çoğu film, dizi ve kitap ekseninde geçiyor. 
Netflix her an cepte duran bir seçenekken Nisan itibariyle bir de Mubi'ye üye olup, arayıp da bulamayacağımız birbirinden harika filmleri izleme şansı bulduk. Özellikle sinemada ya da internette denk gelmenin imkansıza yakın olduğu, ancak film festivallerinde "Ustalara Saygı" ya da bağımsız sinema kategorisinde rastlayabileceğiniz, alanında uzman kişilerce hazırlanmış seçkilere bayıldık diyebilirim. 


Kitap konusunda kendi adıma konuşmam gerekirse, film ya da diziye kafanın kalmadığı mesai günlerinde akşamları kitap okumak çok iyi geliyor. Bu dönemde okuma tempom fena değildi açıkçası, anı, kısa öykü, novella, roman gibi farklı türlerde birbirinden güzel kitaplar okudum. Geçtiğimiz aylarda Enpara ve Kidega'nın kampanyasından sıklıkla faydalanmak bu dönemde meyvelerini veriyor, pek kitap sıkıntısı çekmiyoruz. :)

Bu yazının ardından, son dönemde okuyup çok etkilendiğim bu kitap hakkında da düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. 


Hobilerimizden biri de ukde biriktirmek mesela, çok güzel biriktiriyoruz. Hayat normale dönünce yine binlerce vapur fotografı çekmek, gitmeyi sevdiğimiz yerlerin yolunu aşındırmak, güzel bir rakı sofrası kurmak, Filibe Köftecisi'nde 1.5 köfte ve soğanlı piyaz söylemek, Petra'da okkalı birer kahve içmek (sevgilimin fotograf almasını sabırla bekleyeceğime söz veriyorum), limonlu cheesecake yemek, sözün özü; vazgeçemediğimiz ve bizim için ritüel halini alan rutinlerimize geri dönmek. En önemlisi de yine el ele ve birlikte saatler geçirmek. Özgürlüğümüzün kısıtlanmasını hiç sevmedik hiç. 

Şimdilik bu kadar, saat 18:00'i geçmiş, bir mesai haftasını daha yemişim, yazıyı yazarken azıcık da karnım acıkmış. 
Sağlıklı günler diliyorum. 



5 Ocak 2020 Pazar

2020'nin Ilk Yazısı

2019 biterken beraberinde bizi de bitirdi. Yılın sonuna doğru gittikçe artan iş temposu, kariyersel tatminsizliklerle birleşince yılın son ayları "yeter artık bit de kurtulalım be" modunda geçti. Neyse ki bir yılı daha yedik. 

Geride kalan yılı ikiye ayırmak gerek aslında; Temmuz öncesi ve sonrası. Önceki bir yazıda da üstü kapalı bahsetmiştim, o eşik ciddi anlamda hayata döndürdü bizi. 

Maddeler halinde 2019'u özetleyecek olursam; 
  • İş anlamında "çorba" gibi bir yıl oldu, ne yazsam az kalacak, çok yazsam stalklar bunlar ahah.
  • 2.5 yıl önce sıfırdan giriş yaptığım sektörde kendimi biraz daha geliştirdim bu yıl. Sevdicekle güzel kurslar yakaladık, bir hayli faydalandık. 
  • Güzel konserlere gittik. Alan Parsons Project'i canlı izledik mesela, hayatım boyunca unutamayacağım bir deneyim oldu. 
  • Klasik müzik anlamında yetmez ama evet yılı oldu, sevdicek sağ olsun Süreyya Operası'nda çok güzel etkinlikler yakaladı bize.
  • Tiyatro anlamında bir önceki yıla göre daha az bilet yaktık ama yine de umduğumuz kadar oyuna gidemedik. Zaman kadar oyunun oynandığı sahne ve saat de belirleyici oluyor maalesef.
  • Benim gibi bir eski oyun bağımlısı bu yıl hemen hemen hiç oyun oynamadı, inanması güç. Ah Playstation ah. :)
  • Hedeflediğim kitap okuma sayısını az farkla kaçırdım ama Enpara ve Kidega işbirliği sağ olsun dolu dizgin kitap aldık her ay. Atıyorum şimdi kitap almayı bıraksam 1 yıl eksikliğini hissetmeyebilirim sdfg. 
  • Italo Calvino, Jack London, Tomris Uyar ve H.G. Wells bu yıl birer kitaplarını okuduktan sonra diğer kitaplarını da aldığım ve okumaya devam ettiğim yazarlar oldu. 
  • Amatör Fotografçılık anlamında bildiğin tırt bir yıl oldu. Bir önceki yazıda da kısaca bahsetmiştim, artık eski tadını vermiyor. Poser tayfanın bu hobiye birbirini düşürmek için atlaması da maalesef "flu çektim sanat oldu" akımını patlattı. :) 
  • Yol yakınken eldeki analog ekipmanı ve filmleri elimden zarar etmeden çıkardım. Sevdiceğin anısı olan Lomo makinalarla 5-10 filmi ayırdım, keyfe keder çıkarır çekeriz artık.
  • Taşıması kolay ve uygun fiyatlı diyerekten bir tane Samsung aynasız dslr aldık, canavar gibi çıktı. Fotograf kalitesiyle sevindirmeye devam ediyor.
  • Eylül'de daha önce hayatında 5 santimetre dikiş dikmemiş biri olarak dericiliğe merak saldım. :D Şimdi tamamen elde ve eski usullerle kartlık, cüzdan, kalemlik gibi aksesuarları gerçek deriden dikiyorum. Takip etmek isteyen buyursun: https://www.instagram.com/poe.leather/
  • 2019 az çok böyleydi işte. 
  • Ha bir de, artık 5 yıla yaklaşan doludizgin "blogdan bloga sevda"yı artık Türk Medeni Kanunu'na göre de tescillemeye karar verdik sevdicekle. 2020'ye yakışır. ;)
Daha fazla zaman ayırıp yazılar yazmak istiyorum ama iş yorgunluğu, sosyal hayat, hobiler derken maalesef olmuyor, blogu rayına oturtamamak içimde hep ukde. Belki bu yıl biraz daha iyileştiririm bu durumu. 

Benden şimdilik bu kadar. 



20 Temmuz 2019 Cumartesi

O Halatları Kesmek 2 Yıl Sürdü

Kocaman halatlar vardı, birbirlerine kör düğümlü, taş gibi sert, bilek kalınlığında halatlar.

Tutunca avuçlarımızı yakarlardı, en kirli denizlerin tuzlarıyla yıkanmış, en derinlerdeki dev balıkların testere gibi dişlerine dayanmış, çekince asla kopmayan, kesilmeyen halatlar. 



İki yıla yakın süre tüm gücümüzle direndik o halatlara. 

Bazen gerildiler, aralarında ezilip boğulacak gibi olduk.
Bazen iyice boynumuza dolandılar, acımızdan yemek yiyemedik. 

Çok sevdiğim yazar Nikos Kazancakis, "İnsana biraz delilik gerek, yoksa iplerini kesip özgür kalmaya asla cüret edemez." demiş. Gerçekten de delilikti bizimkisi.

Derken günler birbirlerini kovalayıp önce haftalara, sonra aylara ve en sonunda yıllara vardı. Dün bir de baktık ki o halatların son düğümünü çözmüşüz. Yine el ele, omuz omuza. İmkansız dediğimiz bu yolda belki klişe olacak ama, bolca kan, ter ve gözyaşı tükettik.

Şaşkınlığını atmak uzun sürdü, sonra bunu kutlayalım dedik.
"2 kahve ve 1 limonlu pasta, 2 servisle birlikte lütfen!"
 Artık çözülen bütün düğümler limonlu pasta aromalı bize.

Yine de hayat güzel, belki bu sefer o halatlar bizi daha güzel şeylere bağlar, kim bilir?






19 Mart 2019 Salı

Alan Adımız Vardı, Artık Yok

N'aber günlük? Beni soracak olursan iş-güç-hayat derken çorbadan hallice. Uzun zaman olmuş yazmayalı.

 Alan adını yenilemeyince kaptırmışız yaban ellere.
Gundusu.com tarih oldu, blog artık yoluna birgundusu.blogspot.com adresinde devam edecek.

Hayat devam ediyor.

14 Ekim 2018 Pazar

Okuma Günlüğü

Okuma hızı ve isteği anlamında gözlerimi yaşartan bir dönemdeyim. :'(

-Bu yazı aşağıdaki çalma listesi dinlenirken hazırlandı-

Eylül'den bugüne kadar 8 kitabı bitirebilmiş olmak, dahası düzenli okuma temposunu tekrar kazanabilmiş olmak çok iyi hissettiriyor. Haftalık çalışma temposunda maalesef her gün okumak pek mümkün olmuyor; bazen eve iş getiriyorum, bazen kafam dopdolu oluyor, bazen de salt yorgunluk okuma uğraşının önüne geçiveriyor.

Neler neler okuduğuma gelecek olursam eğer;


H.G. Wells'e sardım bu aralar. Zamanının çok ötesinde işlediği bilimkurgu konularıyla son zamanlardaki favori yazarım oldu. Kitaplarının Ingilizce orijinallerini okumamış olmama üzüldüm. Yine de çevirmenlerin iyi iş çıkardıklarını düşünüyorum. Sadece Duvardaki Kapı'yı okurken akıcılık anlamında biraz tıkandım o kadar. İçlerinde en az beğendiğim kitabı da o oldu diyebilirim. Biraz ara verdikten sonra elimizdeki bir diğer kitabı "Efendi Uyanıyor; Yüzyıllık Uykudan" isimli distopyasını da okuyacağım. 

Bir önceki yazımda "Suçluyorum"dan bahsetmiştim, ayrı bir yazıyı hak etmişti. :)

Zweig'ı geç keşfetmeme rağmen ne kadar çok sevdiğimi önceki yazılarımdan birinde anlatmıştım, son zamanlarda İş Yayınları'ndan çıkan iki yeni kitabını daha edindim (ilk baskılarını herkesten önce edinerek Instagram'da nispet bile yaptım hatta!) ancak biraz ara verdim, Eylül sonuna doğru "Olağanüstü Bir Gece" isimli öyküsünü okudum. Şimdiye kadar okuduğum Zweig kitapları arasında en az beğendiğim oldu, Ahmet Cemal çevirilerindeki o akıcılığı bu kitapta bulamadım. 

Hermann Hesse'den uzun süre önce Siddharta'yı okumuştum, doğum günümde de çok sevdiğim bir arkadaşımdan "Doğu Yolculuğu" isimli kitabını hediye olarak alınca okuma fırsatı yakaladım. Yazarın mistisizme oldukça ilgili olduğunu düşündüren bir kitaptı. 

Alejandro Zambra'yı sevdicek sayesinde tanıdım, "Soru Kitapçığı" da raflarda yer aldığı gibi yazarın büyük ilgi gören kitaplarından biri oldu. Kitap adından da anlaşılacağı üzere içinde çoktan seçmeli anlatım soruları barındırıyor, hangi şıkkı seçerseniz seçin doğru ya da yanlış demiyor, olaylara hangi açıdan baktığınızı gösteriyor sadece. Sürükleyici değil ancak oldukça eğlenceli buldum. Ara sıra rastgele birkaç sayfasını açıp eğlenceli vakit geçirebilirsiniz. 

Son olarak da "Tütüncü Çırağı".
Açıkçası son zamanlarda okuduğum en iyi kitaptı. 2. Dünya Savaşı dönemine oldukça ilgili biri olmamın da kitabı beğenmemde büyük etkisi olduğuna inanıyorum ancak hikayenin anlatım tarzı, geçişleri, temposu, kusursuza yakındı bence. Yazarın kitaplarını Almanca okumam yakın gelecekte pek mümkün görünmüyor ancak kitabın çevirmeni Oktay Değirmenci'nin akıcılık konusunda çok iyi iş çıkardığını düşünüyorum.

Okumakta olduğum kitaplara, puan ve yorumlarıma Goodreads profilimden de ulaşabilirsiniz. :)

Yıllık okuma hedefi olarak kendime 50 kitap belirlemiştim, bu tempoyla en azından yarısını yakalarım diye düşünüyorum ancak 50'ye ne kadar yaklaşırım zaman gösterecek. :)

Kitap kokulu günler dilerim. 

9 Ekim 2018 Salı

Suçluyorum!

Bu kitabı nasıl oldu da bu yaşıma kadar okumadım, hem hayret ettim, hem de cehaletime üzüldüm.

Macchiavelli'nin "Prens"i gibi bu kitap da zamandan bağımsız bir eser, konu ettiği olayın üzerinden 100 yılı aşkın süre geçmiş olmasına rağmen "başka" coğrafyalarda nasıl da benzer şeylerin cereyan etmiş olduğunu görmek hem çok üzücü hem de hayranlık uyandırıcı.


Bu kısa mektup-kitapta hoşuma giden çokça yer oldu ancak en çok hoşuma giden iki kısmı paylaşmak istedim.

"Dreyfus birkaç dil bilir, suç; evinde kendisini zor duruma düşürecek hiçbir kağıt bulunamamıştır, suç; bazı bazı ilk memleketine gider, suç; çalışkandır, her şeyi bilmek ister, suç; şaşırmaz, suç; şaşırır, suç."

"Sırtını ahlaksız basına dayamak...Yanlışı zorla benimsetmek gibi düşüncesizce bir komplo tezgahlamak...Kamuyounu saptırmak...Küçükleri ve alçakgönüllüleri zehirlemek...Tutuculuk ve hoşgörüsüzlük tutkularını azdırmak...Kin yolunda yurttaşlığı sömürmek..."

Zola'nın dediği gibi, "toplumsal kötülük ruhlarından" uzak günler dilerim.

6 Ekim 2018 Cumartesi

Hortlayan Blog

Yazmaya ne zaman bu kadar ara versem, tekrar yazmaya başladığımda mahcup hissediyorum kendimi. Şu moddan bir türlü kurtaramadım kendimi;



Son yazıdan bu yana yazmaya hiç mi zaman bulamadım, yoksa bulduğum zamanları neye harcadım keşke listeleyebilsem. 9 Koca ay geçmiş son yazının üstünden. Sanırım artık yöntem değiştirip, "söz daha sık yazıcam" gibi kendime vaatlerden vazgeçmem gerek, belki bu şekilde zorunluluk hissetmeden daha fazla yazar halde bulurum kendimi. 

Ocak'tan bu yana ne yaptım ne ettim kafamda pek toplayamıyorum açıkçası, şu anda yıllık iznimin ilk günündeyim, hem kafayı sıfırlama hem de gelecek yazıların başlangıcı olsun diyerekten bilgisayar başına geçmek istedim.
Neler yaptığıma gelecek olursam, çalıştım ya hu. Tabiri caizse eşek gibi çalıştım hem de. Oldukça yoğun bir dönem oldu benim için. Bir işi yaparken öğrenmek keyifli olduğu kadar yorucu da. Geride bıraktığım Ağustos itibariyle iş yerinde 1 yıl geride kaldı ama hafızamı yitirmiş olsam herhalde 2-3 yıldır çalıştığımı düşünürüm, o kadar yoğundu. Çok şey öğrendim, yediğim kazıklarla hayat tecrübesi anlamında çok şey kazandım, az biraz para da kazandım ama borca harca gitti onlar tabii ki. :D 2019'a girmeden kafamda işle ilgili birtakım planlar var, uygulayabilirsem kendimi bambaşka bir seviyede bulabileceğimi düşünüyorum. Artık zamanı geldi. Gerçekleşirse burada da paylaşırım, şimdilik kaderi dürtmeyelim. :)

Sosyal hayat bu süreçte bolca sekteye uğradı sevgili blog; sevdicekle eskiden bolca yaptığımız fotograf gezilerine ara verdik. Çok uzun zamandır fotograf çekmiyorum, bir yandan canım çok istiyor, diğer yandan artık elimde olmayan güzelim lenslerimi özlüyorum. Bir sürü filmim var, bayat filmlerim günden güne daha da bayatlayıp iyicene kıymetleniyor, hiç değilse buradan biraz teselli buluyorum.

PlayStation'ı da bıraktım gibi bir şey, elim gitmiyor artık. En son elime God of War geçti, affetmedim ve kaptım Platinum'u. Ayrıca Horizon Zero Dawn da platinlediğim oyunlarımın arasına katıldı.


Dönem dönem okuma hevesimin tavan yapmasıyla bolca okuduğum oluyor, yakın zamanda sevdicekle yaptığımız toplu kitap alışverişiyle Philip K. Dick kitaplarından bolca aldım, bir de Marcel Proust'un Kayıp Zamanın İzinde serisine başlamak istiyorum çok vakit kaybetmeden. Swann'ların Tarafı kitaplıkta okunmayı bekliyor.

Balkon bahçeciliği de iş temposu yüzünden bir hayli sekteye uğradı. Şu anda süs biberleri, kekik, gül ve karanfil kuarteti olarak yola devam ediyor bitkilerim.

Son olarak da Kısmet. 3,5 yaşında, insan taklidi yapan kedim her zamanki gibi. Yaş mamasını eksik etmiyoruz, Kısmet mutlu, biz mutlu. :)


Hafta içerisinde #filmekimi2018 başlıyor, onun tatlı heyecanı şimdiden sardı. Ekim ayları sevdicekle en sevdiğimiz ay sanırım, tiyatro, sinema, festival, bale, ne ararsan bolca oluyor. Bir sonraki yazıda bunlardan bolca bahsetme fırsatım olacağı için mutluyum.

Şimdilik benden bu kadar, yeni yazıda görüşmek üzere.